Akıl almaz bir hızla geçen zaman, artık zaman kavramını sadece kelimeden ibaret bırakıyor. Ne ara güneş doğdu, sabah oldu? Ne zaman akşam oldu, uyku ve dinlenme vakti geldi? Yetişemiyoruz bu hıza!..
Saatlerle yarışırken gün bitiveriyor. Şimdi şunu, sonra bunu yapmam lazım derken yarış atı gibi koşturuyoruz. Peki ya dinlenebiliyor muyuz? Ne bedenimiz ne de zihnimiz yeterince dinlenme fırsatı buluyor mu?
Bir gün dinlenip huzur bulurum diye kendimizi avuta avuta o hiç gelmek bilmeyen günü bekliyor çoğumuz. Zamanı gelince o da olur, bu da olur sözleri tek tesellimiz. Bir gün hiçbir şey olmadan o zaman duruverir belki de… İçimizde birçok şeyi yapma umudu, yerini umutsuzluğa bırakır.
Zaman su gibi akıp geçiyor. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar ise yılları kovalıyor. Saat durmadan ileriyi gösteriyor sanarken bizler, oysa zamanımızın kalmadığını vuruyor ibreler. Birer birer tüketiyoruz her şeyi. Zamanla yarışırken zamansızlık vuruyor yüzümüze.
Güneş bir doğuyor, bir batıyor. Yine bir günü bitirdik derken ömür bitiyor. Yılları bıraktıkça ardımızda uyanıyoruz geçen zamanın acımasızlığına. Dün çocuktuk, şimdi ise bir ömür geçirdik gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Güzel yaşamak ve zamanımızı iyi ve verimli kullanmak gerek. Daha gençken göremediğimiz zamanın acımasız yüzünü görüyoruz. Nasıl geçti bu kadar yıl, tüm bu kadar yılı nasıl yaşadım diye hayıflanıyoruz.
Ardımıza baktığımızda “Çok güzel yaşamışım.” diyebileceğimiz bir ömür geçirmemiz dileğiyle…


















