Pek çoğunuzun adını bile bilmediğiniz dut pekmezinin aslında çok özel ve faydalı bir besin olduğunu söyleyebilirim. Yeşil ve sulak bahçelerimizde olgunlaşan dut meyvesinin yolculuk serüvenine hep birlikte tanıklık edelim. Küçük bir fidanın toprağa dikilmesiyle başlar emeğin ilk adımı. Suladıkça, toprağı çapaladıkça yemyeşil yapraklarıyla dal verir kök ağaç. Yaz güneşinin sarı bakışlarıyla olgunlaşır bembeyaz dutlar. Artık sepetlere, kovalara, kazanlara dolup odun ateşiyle pişirilme vakti gelmiştir. Al yazmalı anaların kınalı ellerinde emeğe dönüşecek. Şifa şifa damlayacak odun kepçelerde. Çok uzun saatler alacak dut meyvesinin pekmeze evrilmesi. Ateşin çatır çutur sesi, pekmezin cız sesi bazen size kendinizi Mozart’ın kemanıyla ağlatan açık hava operasında hissettirecek. Bazen ise fokur fokur kaynarken Anadolu’nun davullu, zurnalı düğünlerinde olduğunuzu.
Sabah kahvaltı sofranızda kendine yer bulmaya çalışacak dut pekmezimiz neredeyse pişip taşmak üzere. Sadece kahvaltılarda değil, helva yapımında, şerbet yapımında da sofranızın en vazgeçilmez lezzeti olma yolunda. Ateşin üzerindeki çaydanlığınız ıslık çalarken siz de tereyağını bakır tavada eritip pekmezin üzerine gezdirerek soğuk kış günlerinin sabahlarında enerjinizi yakalayabilirsiniz. Sesiniz tiz, boğuk bir uğultuya dönüşünce hemen ılık bir bardak suyla bir yemek kaşığı pekmezi karıştırıp şurup gibi içerek şifa bulursunuz. Kansızlık, kalsiyum eksikliğiniz olduğu zamanda yeşil yapraklı pabuçlarını giyerek imdadınıza yetişir beyaz incili dut pekmezi. Erzurum’un en vatansever, en misafirperver ilçesinden yola çıkacaktır beyaz dut pekmezi. Memleketimizin dört bir yanında tanınmak için belki de geç kaldı kendisi. Beyaz dutumuzun pekmezi olur da kurusu, kaysefesi olmaz mı? Beyaz kuru dut, biz bayanlar için aslında en iyi tıbbi reçeteden daha ekonomik, daha ucuz, elzem derecede bir şifa reçetesidir.
Kuru dut ise C vitamini, antioksidan kaynağı, iltihap giderici özellikleriyle de bilinmektedir. Eskiden babaannelerimiz, anneannelerimiz dutu kaynatıp emziren annelere şerbet olarak içirirlermiş. Böylelikle hem anneye hem de bebeğine can verirlermiş aslında. Bizler analarımızdan, atalarımızdan uzaklaştıkça başka arayışlarda yoruluyor ama fayda bulamıyoruz aslında. Eskiler, “Şifa da doktor da kendiniz olun.” derdiler de inanmazdık çoğunlukla. Dut kaysefesine de yer açalım satır aralarında. Dut kaysefesi belki de ancak Erzurum’un Olur ilçesine has (özgü) ara öğünlerde tüketilen bir tür tatlı çeşididir. Hazırlarken önce kuru dutlar suda haşlanıp süzülüyor. Daha sonra üzerine tereyağı eritilip gezdirildikten sonra cevizler küçük parçalar hâlinde kıyılıp dutun üzerini süslüyor. İsterseniz suyunu da içebilirsiniz; anında öksürüğü keser.
Bir fidanın topraktan sofralarımıza kadar uzanan tatlı yolculuğuna siz değerli okurlarımla paydaşlık etmenin mutluluğuna, dut pekmezimizin şifasının tanıtımına katkı sunmaya çalıştım zat-ı düşüncemle. Ne zaman Erzurum’un Olur ilçesinde dut mevsimi gelse hep dilime dolanır çok eski bir Anadolu türküsü.
“Dut, yedim tuttu beni.
Aşkın kuruttu beni.
Gittin de gurbetlere.
Ne tez unuttun beni.”























