En son izlediğim Adile filmini izledim. Rahmetli Adile Naşit’in yaşam öyküsünü konu alan film beni derinden etkiledi. Sebebi yalnızca Adile Naşit’in dram yüklü hayatı değildi. Onun büyük bir acıyla yüreği yanarken, insanları güldürmeyi başarabilmesiydi. En çok da azmine hayran oldum. Görünüşüne laf edilmesine karşın yeteneğin ve çabanın anlamlı ve değerli olduğu mesajını veriyordu. Yapamazsın diyenlere inat yapabileceğine inanan etrafı dostlarla çevrili muhteşem bir oyunculuk performansına sahip ender kadınlardan biriydi. Başınıza ne gelirse gelsin ayakta ve hayatta kalmanın gerekliliği, matem içinde boğulmak yerine onu dağıtmanın yolunu bulmayı ve bilmeyene ışık olmayı öğreten bir sanatçı kimliği taşıyordu.
Çoğu sahneyi izlerken gözyaşlarıma hâkim olamadım, ama ağlatırken güldürmek de önemli bir detay elbette.
Yalnızca bir biyografi gözüyle bakmak yerine çocukluğumu yaşatan bir dönem filmi olarak yorumladım desem yalan olmaz. Adile Naşit’in çocukluğumun bir parçası olduğunu filmi izleyince fark ettim. Uykudan Önce programı zihnimde siyah-beyaz bir anı olarak saklı duruyormuş meğer.
Ne yazık ki dönem itibariyle Türk sinema ve tiyatrosuna katkı sağlamış değerli isimlerin aramızdan ayrılışına tanıklık etmek düşüyor bahtımıza. Çocukluğumuzun en güzel zamanları onları izleyerek geçtiği için onları yitirdiğimizin haberini aldığımızda evimizden biri eksilmişçesine üzülüyoruz.
Ailemizin bir parçası olarak gördüğümüz, Adile Naşit, Münir Özkul, Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Fatma Girik, Filiz Akın, Kartal Tibet, Nubar Terziyan, Hulusi Kentmen, Kadir İnanır, Zihni Göktay gibi adını sığdırmayacağım pek çok değerli isme onları ne kadar önemsediğimizi alkışlarımızla hissettirdiğimizi düşünüyorum.
Hem mesleki hem insani değerleri böylesine olgunlukla taşıyabilmek çok kolay olmasa gerek. Belki de şöhret denen ateşten gömleği giymeyi başarabildikleri için onları sevdik ve unutmadık. Hafızalarımıza kazınmış bir filmle ekrana her çıktıklarında dilimize rahmet sözcükleri yerleşmesi bu yüzden. Bize ilk hissettirdikleri duyguları hatırladığımız ve onlarla kurduğumuz bağ, ölmüş olsalar bile devam ettiği için.
Sanatçısına bu kadar bağlı bir millet var mıdır? Bizler oyuncuları kendisi olduğu için değil oynadıkları karakterlerin hakkını verdikleri için daha çok seviyoruz galiba. Babacan tavırlı Münir Özkul ile anaç Adile Naşit ana-baba figürüyle bize örnek oldu. Cüneyt Arkın, Tarık Akan gibi yakışıklı ve merhametli, Filiz Akın, Fatma Girik gibi fedakâr, sadık ve güzel eşler hayal ettik.
Vefat ettiklerinde gözyaşı dökmemizin nedeni rollerinin içine yalnızca onların değil bizim de girmemiz galiba. Kahraman addettiğimiz karakterler, birer gökyüzü perisine dönüşüp uçup gitseler de dünyadan, bizim için çok şey ifade etmeye devam edecekler.
Nur içinde yatsınlar…
















