İçimde yalnız kuşlar ötüşüp duruyor. Ne yana göçsem, hiç göçemediğim o yeri arıyorum sanki. Vardığım yerde muhakkak bir şeyler, hatta birden fazla şeyler eksik kalıyor. İnsan hep o varamadığı yere hasret kalıyor.
Uzunca bir zamandır çabamın yorgunluğunu derinden fark ediyorum. Aynalara bakınca kırgın, umutsuz kendimi görmekten öteye geçemiyorum. Vazgeçmem için bütün dünya, hatta evren el ele vermiş gibi. Savaşıyorum, yıpranıyorum. Yeniliyorum demek içimden gelmiyor ama kazanmadığımdan da eminim. Beni yok sayan her şeyi ben yok etmeye başladım. Saymak çaba gerektirirdi, ben ise tüm meseleyi kökünden çözdüğümü düşünüyorum. Yap ve boz mantığım devreye girdiğinden beri kıyası da mücadeleyi de bıraktım. Yap, dene, olmazsa boz ve bırak. Bence böylesi daha iyi.
Eksilten şeyleri eskitmiyorum bile. Zarar veriyorsa at gitsin. Takır takır insan siliyorum, bunu hiç düşünmeden değil; gece gündüz düşünerek yapıyorum. Geri dönüşü olan yolları en başta kapatmayı sevmem. Zaten bazı yollar kapanmasın diye kapı arasına gönlümü sıkıştırdığım da çoktur. Kalan bir ayakkabı parçası gibi davranılmışlığı gördüğümden beri gönlümün de gözümde değeri kalmadı. Şair diyor ya, “Aklıma koydum, aklım almadı. Kalbime koydum, sığmadı.” Benimki de bir nevi bu tür bir söylem.
Demem o ki; vardığım yer geçtiğim yerden mükelleftir. Varamadığım yerin suçlusunu arayamam. Ayaklarım değilse giden, benden gitti giden bilirim.
Varmak, olmak değildir. Bulunmak değildir. Ben elimle avucumda olan olmayan ne varsa hepsini varmak için harcadım. Elimde avucumda varamamaktan başka bir şey de kalmadı. Denemekten yorulmadım, ucundan dönüp de elde edemediğim şeylerin garip hüznüdür içimdeki. Yazmaktan da geri durmadım, varamazsam yazarım; yazamazsam…
Şimdi hangi kelimeye tutunsam ucu gönlümü kanatacak, hangi şiiri okusam gönlümü dağlayacak. Bu defa dümdüz yazıyorum işte. Olur ya ölmeden varırsam bir yere (gitmek değil bu), doyamamışlığıma yanın derim. İnsan bir ömrü varmaya harcar da doyamadığına yanar, deyin.
















