Kendinle yüzleşmek kolay değildir. Ama insanın kendine verebileceği en büyük hediye, kendini gerçekten tanımaktır.
İnsan başkalarını tanımakta ustadır. Bir bakıştan anlam çıkarır, bir cümleden karakter çözer. Ama sıra kendine geldiğinde aynı netlik kaybolur. Çünkü insan, kendine karşı çoğu zaman daha az dürüst, daha çok savunmadadır. Aynaya bakmak kolay; kendini görmek zordur.
Kendini tanımak romantik bir cümle gibi görünür; oysa derin bir cesaret ister. Bu yolculukta insan yalnızca güçlü yanlarıyla değil, zayıflıklarıyla da karşılaşır. Kendini tanımak; eksiklerini görmek, kaçtığın duygularla yüzleşmek, seni inciten olaylarda kendi payını fark etmektir.
İnsan en çok kendi içindeki sessizlikten kaçar. O sessizlikte bastırılmış duygular vardır: Söylenmemiş sözler, ertelenmiş yüzleşmeler, görmezden gelinen gerçekler… Psikanalist Carl Jung durumu şöyle ifade eder:
“İnsan aydınlanmayı hayal ederek değil, karanlığının farkına vararak başarır.”
Bu fark ediş kolay değildir. İnsan, kendini çoğu zaman olduğu gibi değil, olmak istediği gibi görmeye eğilimlidir. O yüzden hatalarını kabul etmek yerine onları açıklamaya çalışır. Kırıldığında neden kırıldığını değil, kimin kırdığını düşünür.
Oysa psikolojik olgunluk, hatasız olmak değildir; hatalarını kabul edebilme gücüdür. Bir insan “Ben neden böyle tepki verdim?” diye sormaya başladığında değişim başlar. Bu soru, suçlamaktan çok anlamaya yöneliktir. Tepkilerimizin kökeni çoğu zaman bugün de değil, geçmiştedir.
Çocuklukta öğrenilen kalıplar, görülme ihtiyacı, anlaşılma arzusu… Bazen birine verdiğimiz tepki, aslında geçmişte duyulmamış bir sesin de yankısıdır. Amerikalı psikolog Carl Rogers insanın kendini kabul etmesiyle ilgili şunu söyler:
“Garip bir paradoks şudur ki, kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde değişmeye başlarım.”
İşte bu kabul, insanın kendine attığı en önemli adımdır. Kendini tanıyan insan savunmaya geçmez; dinler, düşünür ve gerekirse değişir. Bilir ki değişmek, eksiklik değil, gelişimin bir parçasıdır.
Modern dünyada insan sürekli güçlü görünmeye zorlanır. Gerçek güç, kırılganlığını inkâr etmemekte gizlidir. Kendini tanımak, kusursuz olmak değil; kusurlarınla barışabilmektir. En büyük özgürlük, başkalarının seni nasıl gördüğünden bağımsız olarak kendini bilmektir. Kendi iç sesinle barışık olabilmektir.
Belki de asıl soru şudur:
“Kendimle yalnız kaldığımda huzurlu muyum?”
İnsan kalabalıklar içinde kendini unutabilir. Yalnız kaldığında, kendinden kaçamaz. O yalnızlıkta huzur varsa, bu kendinle barıştığın anlamına gelir. Eğer yoksa… Belki de henüz kendinle tanışmamışsındır.
Kendini tanımak bir varış noktası değil, bir yolculuktur. Her deneyim, her kırılma, her fark ediş bu yolculuğun bir parçasıdır. İnsan kendini tanıdıkça sadeleşir. Sadeleştikçe hafifler. Hafifledikçe de gerçekten yaşamaya başlar.
İnsan bazen en çok kendine yabancılaşır. Kalabalıkların içinde kaybolurken, kendi iç sesini duymamayı öğrenir. Oysa insanın en gerçek rehberi, kendi içindeki sestir. Onu susturdukça yönünü kaybeder; dinledikçe kendine yaklaşır.
Kendini tanımak her zaman cevap bulmak değildir. Bazen doğru soruları sormayı öğrenmektir. Bazen de cevapsız kalmayı kabullenmektir. İnsan kendini tanıdıkça başkalarını da daha iyi anlamaya başlar. İç dünyasını keşfeden biri, başkalarının duygularına da yabancı kalmaz. Kendine dürüst olabilen insan, hayata da daha sade bakar. Abartılardan uzaklaşır, beklentilerini azaltır. En önemlisi, kendine karşı daha şefkatli olur.
İnsan en çok kendine acımasızdır. Oysa iyileşme, yargılamakla değil, anlamakla başlar. Ve belki de en gerçek cesaret, dünyayı değil; kendini keşfetmektir.
“İnsan, kendine doğru attığı her adımda biraz daha özgürleşir; en uzun yolculuk, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.”
Bu satırların sonunda, kendime yaptığım bu yolculukta beni hiç yalnız bırakmayan birine… En zor anlarımda bile elimden tutan, sessizliğimi anlayan, bazen tek bir bakışıyla bana “buradayım” diyen eşime… Yanımda olduğun için değil, her hâlimle beni kabul ettiğin için teşekkür ederim. İnsan kendini tanırken en çok bir şeye ihtiyaç duyar: Yargılanmadan var olabildiği bir kalbe… Ben o kalbi sende buldum. İyi ki varsın.
Kaynakça
Carl Jung – Modern Man in Search of a Soul
Carl Rogers – On Becoming a Person
Erich Fromm – Sahip Olmak ya da Olmak
Viktor Frankl – İnsanın Anlam Arayışı



















Kendini bulamadığın sürece, başkasısın. Hayatı bir başkası olarak yaşıyorsun. Kendini bulma zamanı da cesareti de insana biraz geç gelir hayatta. Sanırım ondan ötürü biraz fazla evrelerimiz var. Sanırım en güzel evre sonuncu evre olacaktır. Eğer hayatı hakkıyla yalayabilmişsen..
Cok değerli eşinize, onun varlığına duyulan şükranı, ortak yaşama verilen değeri ve sonsuz sevgiyi vurgulayan, duygusal ve anlamlı ifadelerle bu güzel yazıyı sonlandırmişsınız. Muhteşem, yüreğinize sağlık.