Bu gece aşk gecesi, bu gece martıların gecesi; en güzelinden en güzel ve en özel martıların gecesi.
Martı deyince aklımıza ne gelir?
Bir martı vardı, çok uzaklardan süzülerek gelen ve her şeye inat çok sevdiği o balkona kavuşmak isteyen martı. Orada bir Hatice Hanım vardı, martıları besleyen ve isim koymuştu bu martıya; adı Aşk Martısı. Yavruyken gelmişti o martı bu balkona ve sonra uzaklara sürülmüştü bir sebepten işte. Yeniden kavuşma günü gelmişti. Aşk Martısı yoldan geldi, süzüldü balkona sessizce. Yaşlı Hatice Hanım vefat etmişti. Kızı çıktı balkona, martı anlamıştı hemen bu vefatı ve kızı yemek verdi martılara.
İşte o gün yazdım bu martıyı ben; adı Aşk Martısı ve aşk yolculuğunda çıktı karşımıza. Bir martı vardı, adı Aşk Martısı ve o balkona veda etti o gün o martı, çünkü Hatice teyze olmayacaktı o balkonda.
O gündür bugündür martı aşık olmuştu tüm balkonlara, tüm çatılara ve evlere; gezerdi günlerce çatıların üstünde uçarak.
Aşk Martısı, gel bu gece bizim martımız ol.
Gel bu gece aşka kanalım seninle.
Beni de sev Hatice teyzeni sevdiğin gibi.
Ben de sana Aşk Martısı diyeyim sessizce.
O çatı bu çatı dolaşır Aşk Martısı; çatılar, mahalleler, sokaklar, çöplükler ve her yerde geziyordu Aşk Martısı. Bir deniz kenarına yerleşti ama en sonunda bir keyfi vardı onun da kendince; bir balıkçı sandalına gidip gelecekti bundan sonra.
Ey Aşk Martısı, sen misin gelen? Bu sandal ne güzel de yakıştı Aşk Martısına. Aşk Martısı bundan sonra denizde kalacaktı, kalbi ise Hatice teyzenin balkonunda. İşte bu yağmurlu bir deniz kıyısında ağladı Aşk Martısı; geçmişe, anılara ve yaşlılığına. Çocuklarıyla gün geçiriyordu artık bir deniz kıyısında.
Adı Aşk Martısı, kendisi gibi aşka açılan yolculukların martısı; bundan sonra Hatice teyzenin sevgisi olacaktı kalbinde o deniz kıyısında.
Gün geldi, martı vefat etti sessizce. Evet, işte Hatice teyzesine kavuşmuştu o gün Aşk Martısı. Ne diyelim, darısı tüm sevenlere.


















