Bebek olarak dünyaya gelir, el üstünde tutulur ve çocukluk dönemine geçeriz. Sonrasında büyür, yetişkin oluruz. Birbirimiz için uğraş verir, sonrasında birbirimizden ayrı düşeriz.
Yaşam bu ya! Bazen sevdiklerimizin arasına ölüm girer, ayrılırız. Bazen de hayatlar birbirinden sıkılır, biri ya da birilerini bakılmak üzere bir kuruma bırakırız.
Daha önce yapmak isteyip de ertelediğim bir kurumu ziyaret etmek, orada yaşayanların hayat hikayelerini dinlemek ve onlara biraz moral vermek için bir bayram sabahı, günün ilk ışıkları ile düşünceler arasında düştüm yola. Açıkçası nelerle karşılaşacağım? Nasıl bir hikâye dinleyeceğim? Orada yaşam nasıl? Sorular arasında yoluma emin adımlarla yaklaşıyorum.
Kapıya yaklaştıkça heyecanım son doruğa ulaşıyordu. Evet, ziyaretine geldiğim kurum! “DARÜLACEZE”. Kimsesizlerin kaldığı ya da kimsesi olmasına rağmen buraya terk edilmiş insanların barındıkları yer. Hangi kelime onlara iyi gelir ki! Hangi insan onlara merhem olurdu ki! Onlara sadece bir teselli olabilirdim.
Kapı ardına kadar açıktı. Her kurumda olduğu gibi bu kurumda da güvenlik vardı. İlkin görevliye yaklaşıp iyi bayramlar diliyorum. Teşekkür edip, benim bayramımı kutluyor.
Soruyorum!
Burada yıllardır yakınını görmeyen, hiç ziyaretçisi olmayan kimler var? Beni onların yanına götürebilir misiniz? Diye ricada bulunuyorum. Bana dönüp; Beyefendi, bu kapıdan içeri girdiğinizde hepsinin durumu aynı, avluda dolaşın ve istediğiniz kişi ile sohbet edebilirsiniz, diyor.
Avluya ayak basar basmaz hangi yöne gitsem diye düşünürken! Hemen sol tarafta yalnız başına oturan bir ağabey gözüme ilişiyor. Ona doğru adım adım gidiyorum. Bayramınız kutlu olsun, güzel günleriniz olsun dileğinde bulunuyorum. Gözleri dolarken ona sarılıyorum.
“Ağabey, yaşın genç, daha neden buradasın?” diye soruyorum.
Cevap veriyor: Ben 35 yaşındayken kamyon şoförüydüm. Geçirdiğim talihsiz bir kaza sonucu gözlerim zarar gördü. Ailem benden sıkıldı ve beni istemediler.
Son çarem kendimi buraya atmak oldu. Tam 20 yıldır burada yaşıyorum. Bugün 55 yaşıma bastım ve bir arkadaşımla beraber buradayız. Buna yaşamak denirse yaşıyoruz. Ama! Aslında ben burada ölümü bekliyorum, derken gözlerim doluyor. “Ağabey, öyle deme lütfen.” diyorum.
“Peki seni hiç ziyarete gelen olmadı mı?” diye soruyorum. “Ailemi hatırlamıyorum bile, yolda görsem tanımam o derece.” diyor. “Hiçbir çocuğum beni tanımıyor ve yanıma gelmiyor.” diye ekliyor.
İçimden kendi kendime soruyorum:
Nasıl bir vicdan bu?
Nasıl bir yürek bunlardaki?
Bir insan burada ne kadar güzel bakılırsa bakılsın! Ne kadar güzel yemek verilirse verilsin! Kendi evindeki huzur gibi olmazdı… İyi bayramlar dileyerek oradan uzaklaşıyorum.
Birkaç kişi ile sohbet edip, oradaki odaları gezdikten sonra gözlerim avluda uzaklara dalıp gidiyor…
Birden! Gözüm oranın görevlisine ilişiyor. Yanına adım adım ilerliyorum.
“Merhaba.”
“Nasılsınız?”
İyi bayramlar dileklerimi iletiyorum. Teşekkür edip, benim de bayramımı kutluyor. Kurumun müdür yardımcısı olduğunu öğreniyorum.
“Bu kadar insanı burada barındırmak, onlarla tek tek ilgilenmek! Sizi tebrik ediyorum.” diyorum.
Bana dönüp, “Burada sadece yaşlı kalmıyor! Burada gördükleriniz bu kadar değil! Burada bebek, çocuk ve gençler de kalıyor. Bugün bayram olduğu için herkes dışarıda geziyor.” diyor.
Hatıra defterine duygularımı aktarmak üzere adım atarken, birden! Bana dönüp “Son odaya gidip baktınız mı?” diyor. Bir an şaşırıyorum!
“HAYIR” diyorum.
“Ne var ki orada?” diye soruyorum.
Bana dönüp cevap veriyor:
“Siz kendi gözünüzle görün isterseniz.”
Son odaya doğru ilerlerken, ne ile karşılaşacağım? diye düşünüyorum.
Son odaya girerken gözlerim doluyor. Gözyaşlarım, yüzümde bir tebessümle karışık şekilde gözlerimden süzülüyor.
Zira; karşımda 19 ya da 20’li yaşlarda bir genç çocuk, karyolasında altı değiştirilirken ve yemek verilirken görüyorum. Biraz daha içeri girerken bana tebessüm ederek eli ile gel gel işareti yapıyor. Biraz daha yaklaşıyorum ama daha fazla dayanamayıp odadan çıkıyorum. Ona gitsem biliyorum! Bana sarılıp beni bırakmayacak ve ben hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım. Bu güzel yüzlü gencin üzülmesine yüreğim elvermedi.
Son bir defa avludaki insanlara bakıp kurumdan ayrılıyorum.
İnsanın sıcaklığı, kendi evinde sevdikleri ile huzurlu ve mutlu yaşar.
















