Dünya hâlen aynı yer mi bilmiyorum ama malumunuz üzere adı modern dünya oldu. Ve bu yeni çocuk bize sürekli daha fazlasına sahip olmamızı, her şeyi kontrol etmemizi ve başkalarının gözündeki yerimizi önemsememizi fısıldıyor. “Sen devamlı övgü almalısın.” diyor. “En çok sen konuşulmalısın, en çok sen takip edilmeli, en çok sen tıklanmalısın…”
Bizler onun bu istekleri arasında bocalıyor, onun yüzünden kendimizi hep bir beğenilme ve hep bir koşuşturma içerisinde buluyoruz. Oysa şöyle durup düşündüğümüzde, bu hengâmenin içimizde yalnızca derin bir yorgunluk ve kaygı bıraktığını fark ediyoruz. Hem bilimsel çalışmalar hem de yüzyıllar öncesinden gelen bilge sesler, bizim için en iyisinin sakin ve dingin bir hayat olduğunu adeta bastırarak anlatıyor.
Yine modern dünyanın papağan gibi tekrar edip durduğu özgürlük kavramına baktığımızda, aslında özgürlüğün dış dünyayı değiştirmeye çalışmak değil, zihnimizin sınırlarını çizebilmek olduğunu bilmeliyiz. Zihnimizin sınırlarını çizerken insanların hakkımızda ne düşüneceğini kontrol edemeyiz; bunun için uğraşmamalıyız. Ancak o fırtınanın ortasında nasıl duracağımız tamamen bizim elimizdedir. Yalnızca kontrol edebileceğimiz şeylere odaklandığımızda, omuzlarımızdaki o hayali dertlerin ve yüklerin kendiliğinden hafiflediğini görürüz. Yani bizlerin karşılaştığı gerçek sorunlar vardır ve bir de içimizde büyüttüğümüz sorunlar vardır.
Şunu ayırt etmek lazım: Stoacı yaklaşımı savunduğumun aşikâr olduğu bu yazıda, “Hayata gözlerinizi kapamayın.” demiyorum. Aksine, her günü ölümün varlığını hatırlayarak, zamanın paradan ve eşyadan çok daha kıymetli olduğunu bilerek hakkıyla yaşamanızı en derin duygularımla her zaman söylerim. Buna göre bir hayat sürme gayesinde olan biriyim. Sabahı sahiplenip güne yön vermek, kalabalıkların izinden körü körüne gitmek yerine kendi içsel denetimimizi kurmaktan geçer. İki kulağımız ve bir ağzımız olduğunu unutmadan, şikâyet etmeyi tamamen bırakıp dinlemenin ve her insandan bir şeyler öğrenmenin asilliğine sığınmalıyız. Bizler bir toplum içerisinde yaşıyoruz ve buna göre davranmamız gereken çok şey vardır.
Modern dünya dediğimiz bu yapıda, zorlukları göğüsleyebilecek güçlü bir karakter inşa etmeliyiz. Başarıyı başkalarının alkışlarında değil, kendi sürecimizde aramalıyız. Sonuca değil, yürüdüğümüz yola odaklandığımızda ve karşımıza çıkan her şeyi, acısıyla tatlısıyla olduğu gibi sevmeyi başardığımızda, hiçbir fırtına bizi yıkamaz. Olanı olduğu gibi kabullen; ama kendi sınırlarını ömrün boyunca zorlamaktan da geri durma. İşte bu denge içerisinde bir hayat sürmemiz gerekir.
Unutma; sen alışkanlıklarının, hayatında insanlara ve olaylara verdiğin tepkilerin ve her gün heybene kattığın o küçük kırıntılarının toplamısın.
Hayatın karmaşasına karşı dik durmak istiyorsan, her gün seni biraz daha geliştiren bir şey bul. Çünkü ruh bir kaledir ve bu kale yalnızca senin iradenle ayakta kalır.

















