İnsan çoğu zaman gitmekten korktuğunu sanır. Oysa onu korkutan şey gitmek değildir; geride bırakacaklarına yüklediği anlamdır, bana göre. Alıştığı sokaklar, ezberlediği yüzler, her gün aynı saatte yaptığı şeyler… Alışkanlıklar… Bunların ona güven verdiğini düşünür. Fakat zamanla, fark etmeden, güven sandığı şey bir kafese dönüşür. Bu kafes ona aşamadığı bir sınır olmuştur.
Oysa hayat, hep aynı yerde durarak yaşanmaz. Aynı düşüncelerle, aynı korkularla çevrili kalan biri, zamanla kendini de kaybetmeye başlar. Ve sonunda cesareti de yorulur.
Bir yerden ayrılmak bazen bir şehri veya bir insanı terk etmek değildir. Bazen eski bir düşünceyi bırakmaktır, bazen seni olduğundan daha küçük hissettiren bir durumu geride bırakmaktır. Bazen de yıllardır taşıdığın korkularını artık omzundan indirmektir. O omuzlara ağır gelen yük artık bırakılmalı…
Hayatın en güzel kapıları, çoğu zaman en çok korktuğun eşiklerdedir. O eşiği geçmeden ne kadar güçlü olduğunu bilemezsin. Kendine yeni bir hayat kurma ihtimalini, yeni insanlarla tanışmanın heyecanını, bambaşka bir sabaha uyanmanın huzurunu yaşayamazsın. Hep aynı yerde kalırsan, değişmeyen tek şey zaman olur. Ve zaman, bekleyen hiç kimseye ikinci bir gençlik vermez. Unutma, sen hayata bir defa gelirsin, bir defa yaşarsın ve bir defa gidersin. Gelemezsin artık.
Bu yüzden gitmekten korkma. Yeniden başlamaktan, sıfırdan inşa etmekten korkma. Asıl korkman gereken, yıllar sonra dönüp baktığında hayatının sadece tekrar eden günlerden ibaret olduğunu fark etmektir. Çünkü insanı en çok pişman eden, attığı adımlar değil; atmaya cesaret edemediği adımlardır. Bazen en büyük değişim, sadece yürümeye karar verdiğin o ilk anda başlar. Ve bazen kendine verebileceğin en büyük iyilik, artık sana ait olmayan yerlerden sessizce ayrılabilmektir.

















