Bilmiyorum, kimin için anne önemsizdir. Manevi tarafını bir kenara bıraksak bile; dünyayı ve içindeki bütün nimetleri bir kefeye, anneyi ise tek başına diğer kefeye koysak, sanırım çoğu insan için annenin bulunduğu kefe daha ağır basacaktır. Çünkü insanın dünyaya açılan ilk kapısı annedir. İlk nefesini onun sayesinde alır, ilk sevgiyi onun kucağında hisseder, ilk güven duygusunu onun şefkatinde bulur. İnsan daha konuşmayı öğrenmeden önce annesinin sevgisini öğrenir. Daha yürümeyi öğrenmeden önce onun fedakârlığıyla tanışır. Bu sebeple anne, yalnızca bir aile bireyi değil; insan hayatının temel taşıdır.
Ancak annelik kavramını yalnızca kendi annemizle sınırlandırmak eksik bir bakış açısı olur. Çünkü anne de bir kadındır. Eğer annemize duyduğumuz saygı ve sevgiyi samimi bir şekilde taşıyorsak, bu duygu yalnızca kendi annemizle sınırlı kalmamalı, bütün kadınlara karşı daha saygılı ve daha vicdanlı bir yaklaşım olarak kendini göstermelidir. Elbette her insanın karakteri ve davranışları farklıdır; saygı kişilerin davranışlarına göre şekillenebilir. Ancak insan olmanın verdiği temel değer ve haysiyet bakımından kadınların hak ettiği saygıyı görmesi gerektiği tartışılmaz bir gerçektir.
Toplumların tarihine baktığımızda, kadınların çoğu zaman çeşitli baskılara maruz kaldığını görürüz. Kimi zaman gelenekler, kimi zaman ekonomik güç dengeleri, kimi zaman da erkek egemen anlayışlar kadınların hayatını zorlaştırmıştır. Kadınlar bir taraftan toplumun yükünü taşırken, diğer taraftan hak ettikleri değeri görmek için mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Daha da üzücü olan ise, bazı insanların kadınları kendi çıkarları doğrultusunda kullanırken, ortaya çıkan olumsuzlukların sorumluluğunu yine kadınlara yüklemeye çalışmalarıdır.
Tarih boyunca birçok yanlış anlayışın temelinde, kadını bir insan olarak değil, bir araç olarak görme düşüncesi yatmıştır. Oysa insanı araç hâline getiren her düşünce, insanlığın özüne zarar verir. Kadın da erkek de öncelikle insandır. İnsan olmanın verdiği değer, hiçbir makamla, servetle veya güçle ölçülemez. Bir insanı yalnızca dış görünüşü, toplumsal rolü veya başkalarına sağladığı fayda üzerinden değerlendirmek; onun insan olma değerini görmezden gelmektir.
Günümüzde de zaman zaman bazı kadınların maddi çıkarlar uğruna belirli kişilere yakınlaştığı örnekler gösterilerek bütün kadınlar hakkında olumsuz yargılar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa aynı durum erkekler için de geçerlidir. Para, makam ve güç elde etmek amacıyla güçlü insanların çevresinde dolaşan, çıkar ilişkileri kuran ve menfaat peşinde koşan sayısız erkek görmek mümkündür. Çünkü menfaatin cinsiyeti yoktur. İnsan karakterindeki zaafları yalnızca bir cinsiyete yüklemek hem adaletsiz hem de gerçeklerden uzak bir yaklaşımdır.
Aslında çıkar ilişkileri üzerine kurulan bütün bağlar geçicidir. İnsan bazen etrafında kalabalıklar topladığını zanneder. Makam sahibi olduğunda, servet elde ettiğinde veya belli bir güce ulaştığında çevresinde birçok insan görür. Fakat zaman gelir, o güç ortadan kalkar; işte o zaman o kalabalığın ne kadarının samimi olduğu ortaya çıkar. Çoğu zaman geriye yalnızca birkaç gerçek dost kalır. Bu durum kadınlar için de erkekler için de aynıdır. Menfaat üzerine kurulan ilişkiler, sevgi ve sadakat üzerine kurulan ilişkiler kadar sağlam değildir.
Kadınları bir eğlence veya zevk aracı gibi gören anlayış ise toplumun en büyük ahlaki problemlerinden biridir. Bir insanın başka bir insanı yalnızca kendi arzularını tatmin edecek bir nesne gibi görmesi, insanlık onuruna aykırıdır. Daha da vahimi, bazı kimselerin kadınları kullanıp sonra onları aşağılamayı bir başarı gibi anlatmalarıdır. Bu durum aslında karşı taraftan çok, bunu yapan kişinin ahlaki seviyesini ortaya koyar.
Dahası, kadınları belirli kimlikler altında toplayıp ayrıştırmak, onları bu kimlikler üzerinden aşağılamak; insanın kendi ahlaki seviyesini ortaya koymaktan başka bir anlam taşımaz. Nasıl ki bir insan kendi bayrağına saygı duyarken başka milletlerin bayraklarına, örflerine ve adetlerine de saygı göstermeliyse; aynı şekilde farklı kavimlerden, inançlardan ve kültürlerden insanların değerlerine de saygı göstermelidir.
Toplumun temel taşı olarak görülen aile kurumunun merkezinde de çoğu zaman kadın yer alır. Bir çocuğun ilk öğretmeni annesidir. İnsan sevgiyi, merhameti, paylaşmayı, sabrı ve fedakârlığı büyük ölçüde annesinden öğrenir. Çocuk, daha okul sıralarına oturmadan önce hayatın ilk derslerini annesinin davranışlarından alır.
Bir insanın annesine saygı göstermesi yalnızca bireysel bir erdem değildir; aynı zamanda insanlığa karşı bir sorumluluktur. Çünkü anneye duyulan saygı, emeğe duyulan saygıdır. Fedakârlığa duyulan saygıdır. Karşılıksız sevgiye duyulan saygıdır.
Sonuç olarak kadın, yalnızca bir birey değil; hayatın devamını sağlayan, nesilleri yetiştiren, sevgiyi ve merhameti taşıyan en önemli değerlerden biridir. Ona duyulan saygı, aslında insanlığa duyulan saygıdır.


















