Öyküler

Yabancı

0

Gece; Bitip tükenmeyen karanlığın mimarı, bir tutam aydınlığa bile gölgeler bırakıyorsun. Aydınlıktan, ışıktan nefretin niye. Neden bana bu kadar yakınsın. Karanlığın dipsiz kuyudan farksız. Kimler saklı o kuyuda söyle… Sende güneşin çocuğu değil misin?

Vakit geceyi vurduğu zaman insanlar bir anda yok olur. Sokaklar unutulmuşlara, unutmak isteyenlere kalır. Onlar kaçaklardan farksızdır. Işıklı yollarda parıltılı lokantalarda otoparkı olan sokaklarda aramayın bulamazsınız. Onlar hayatın kaçaklarıdır. Gündüzün unuttukları, unutmak istedikleridir. Belki de gerçeğin ta kendisidir. Bunu bilmeseler de…

Gece yarısı olmuştu. Sokak lambalarının birçoğu sönmüştü. Şehrin ara sokaklarının yeni bir misafiri vardı. o tinerci, ayyaş, psikopat, ya da evsiz biri değil. Farklıydı. Kayıp sokağın sakini değildi. Üstü başı gayet düzgündü. Pahalı kahverengi pardösüsü, bol sıfırlı rakamlar verildiği belli olan siyah takım elbisesi, Gümüş yer yer altın kaplama saati, parlak siyah iskarpinler vardı. Böyle giyime sahip biri saydıklarımdan hiçbiri olamazdı, aramızdaki tek ortak nokta ayakkabılarına bulaşan çamurdu.

Sokağın bitimine kadar yürüdü. Çıkmaz sokaktı. Sıvası dökülmüş duvarın önünde elbiselerini çıkarıp fırlatmaya başladı. üzerinde sadece iç çamaşırları kalana kadar devam etti. Önce anlamadım ne yapmak istediğini biraz düşününce anlamıştım. bu gizemli adam deliydi. Gecenin bir yarısı, üstelik şubat ayındayız. Çeşmelerden akan sular bile buza kesmişken, hangi aklıselim insan bunu yapardı ki…

Sığındığım terk edilmiş binadan çıktım. Kaldığım bina eskiydi terk edilmişti. Camları dahi yoktu. Mahallede ki binaların çoğu geçmişte yaşanan büyük bir yangınla yok olmuştu. Sahi o yangın neden çıkmış aman ne fark eder yandı işte. Binalar tarihi olduğu için yıkılmamıştı. Tarihi olmasa kesin burada da bir AVM yapılırdı. Tadilat yapılacağı söylenmiş ama yapılmamış unutulmuştu. Yine içsel konuşmalara dalıp konudan uzaklaştım. Nerede kalmıştım. Bizim yabancı evet Ona doğru yürüdüm. Yürürken ayaklarımı sardığım naylonların ve vücudumu sarmalayan gazetelerin sesi vardı sadece. Ayak seslerim yoktu. kantarda bir çocuktan ağır gelmeyecek bir beden ne ses çıkarabilirdi ki? Yerdeki pardösüsünü aldım. Omuzlarına bıraktım;

— “Üşüyeceksin” dedim. Sakin ama öfkeli halde bana döndü.

— “Sen kimsin?”

— “Bu sokaklardaki kayıp ruhlardan biriyim” dedim.

Bana baktı, hafif bir gülümsemeyle

— “Desene birbirimizden pek farkımız yok” dedi.

Yerdeki elbiselerini topladım.

— “Beni izle” dedim.

Hiçbir şey söylemedi, sessizce takip etti. Odama doğru yürürken, sesleri duyan küçük fareler, yarasalar inlerinden kafalarını çıkarıp bizi izliyordu, hepsi bu garip yabancıya bakıyordu. hızlı adımlarla odama doğru ilerledik. Onlarda inlerine döndü. Odama gelmiştik. Küçük bir odaydı benim odam. Pencereleri sağlam olan ve sokağı en iyi gören odaydı. Kimseye vermedim bu odayı, hele o pis tinercileri asla sokmadım odama ıyyyy o çektikleri şey yüzünden başka bir gezegendeler sanki. Odam sevgili odam, hayatta sevdiğim ve ait hissettiğim tek yer burasıydı. Bu yabancıyı neden buraya getirdim doğrusu bilmiyorum.

Odanın ortasında yer alan içerisini ısıtan yağ tenekesine yöneldi. Bir yandan titriyor, bir yandan sönmeye yakın kömürlerin közünde ısınmaya çalışıyordu. Sokaklardan topladığım odun ve kömür parçalarından alıp, sönmekte olan közün üstüne bıraktım. Kömürler tutuştukça yabancının da titremesi kesildi. İçeride sadece eski bir karyola, iki tabure, birkaç yorgan vardı. Taburelerden birini yabancıya verdim. Birini de kendim aldım. Sabahtan beri hiç bir şey yemediği solgun yüzünden belliydi.

— “Aç olmalısın” dedim

Hiç bir şey söylemedi. Gözleri adeta boşlukta bir şeyler arıyordu. Gece için sakladığım somun ekmeğimi ikiye böldüm. Önce istemedi, ama direttim hayır diyemedi yedi. Sonra soğuğun etkisiyle uyuya kaldı. Odadaki yorganlardan birini üstüne örttüm. Soğuktu ve gecenin sonunda gelen ayazla daha da soğuyacaktı. Yine yalnızdım. yine baş başaydık tek dostum geceyle, söyle gece kim bu yabancı? Ne arıyor burada…

Sabah olmuştu. Yabancının alelacele giyindiğini fark ettim.

— “Sanırım acelen var” dedim.

— Bak yemeğini benimle paylaştığın, kalacak yer için sağ ol. Ama gitmek zorundayım. Cüzdanımı al, burada bir sürü kredi kartı, bir sürüde para var, hepsi senin olsun. İstediğin kadar yemek alırsın. dedi.

— “Nereye” dedim.

— “Seni ilgilendirmez” dedi cüzdanını ve paraları önüne fırlattım.

— “Ne istiyorsun” dedi.

— “Hiçbir şey, asıl sen ne istiyorsun, burada ne arıyorsun?” dedim.

— “Oğlum… Oğlum…” Yabancı ağlamaya başlamıştı. Sessizce onu dinledim.

— Oğlum bir haftadır kayıp, aramadığım yer kalmadı. Hastaneler, karakollar, ilanlar, televizyonlar ama hiçbir iz yok ondan. Tanrım neden neden… Geçen yıl karımı kaybettim şimdide oğlum gitti dedi. Çaresizce ağlıyordu.

— “Karın neden öldü” dedim

— “Kanser hastasıydı. kanserin agresif ve kötü huyluydu. Çok savaştı ama kaybettik” dedi.

— “Peki, ölene kadar onun yanında mıydın?” dedim Bu soruma öfkelenmişti. Bağırır bir ses tonuyla;

— “Yanındaydım tabiî” dedi. Sonra sesi yumuşadı gözleri parlıyordu, adeta anlatırken;

— “Sevgiliye olan aşk güneşi gören günebakan misali, onu görünce ruhun çiçek açıyor yaşam öylesine güzel oluyor ki. Âmâ her şeyin bir sonu var değil mi?” dedi. Ve devam etti.

— “Oğlum annesinin yanından hiç ayrılmazdı. Oyuncaklarıyla oynarken dahi gözleri hep annesindeydi. Şimdiyse ikisi de yok” dedi. Ona baktım ve gülümsedim…

— Oğlunu buralarda boşuna arıyorsun onlar saftır temizdir be adam bu çamurun pisin içinde işi ne? Çocuklar daima sevdikleri iledir. Zaman mekân fark etmez” dedim. Yabancı şaşırmıştı.

— “Annesinin mezarı olabilir mi? Gitmeliyim” dedi.

Kapıya doğru koştu heyecanlıydı.

— “Teşekkür ederim, teşekkür ederim bu arada ben Fırat” dedi. Gülümsedim.

— “Ben de Hasan” dedim. Yabancı hızla uzaklaştı.

Bir hafta sonra Fırat oğluyla beraber kendisine yardım eden evsize teşekkür etmeye geldi.

Ama evsiz yerinde yoktu. Kime sorduysa onu tanımıyordu. Evsizin odasına çıktı, oda boştu. Yerde bulduğu yıllar öncesine ait eskimiş bir gazete parçası yetmişti, her şeyi açıklamaya.

Bütün ailesinin öldüğü yangından mucize eseri kurtulan hasan isimli çocuk yanan evdeki odasında açlıktan ölmüş olarak bulundu.

Oğuzhan Çakır

Pembe Çiçek

Önceki makale

İçimizdeki Işıltılardan

Sonraki makale

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla Öyküler