Son yüzyılının en büyük gelişmelerinden birisi, kuşkusuz tıp alanının bilimin gelişmesiyle büyük bir çığır açmış olmasıdır. Özellikle ilaç sanayisi ve ilaç tüketimi olarak dünya genelinde müthiş bir hegemonya kurulmuş olup, bunun üzerinden insanlar ilaçla tedavi sayesinde birçok tıbbî rahatsızlığın etkilerini en aza indirmeye çalışıp ortadan kaldırmak için her geçen gün biraz daha gayret etmektedirler. Ancak bütün ilaçların tedavisi psikoloji sayesindedir.
Farklı bir pencereden olaya bakılmasını talep ediyorum.
Bilindiği üzere tıbbın gelişimini teknolojiyle bağlantılı şekilde değerlendiririz. Ancak teknolojinin bu kadar gelişmediği, hatta teknolojinin t’sinin piyasada olmadığı dönemlerde tıp alanında müthiş imzalar bulunmaktadır.
Bize yakınlığıyla bilinen Osmanlı’da, Fatih Sultan Mehmet döneminde Sabuncuoğlu, Akşemseddin, Altuncuzade gibi büyük düşünürler, teknolojinin olmadığı bir çağda, günümüzde dahi hâlâ onlara ait yöntemlerin kullanılması, teknolojinin gelişimi, tıbbın tedavi yöntemleri üzerindeki yöntemlerin belirlenmesinde bir tezatlığın olduğunu bizlere göstermektedir.
Mustafa Itri Efendi, müzikle tedavi yöntemleri için öncü şahsiyetlerden biri olarak, ilaçsız tedavi olarak ifade edeceğimiz müzikle tedavi yöntemine hizmet etmiş olup, tedaviye asıl ihtiyaç duyanın beden değil de ruh, yani psikoloji olduğunu bizlere sarih bir şekilde belirtmişti.
Birçok tedavide, özellikle kimyasal maddelerin bileşimlerinden meydana getirilmiş ilaçların insana ne gibi faydası olacaktır?
Bu tarzda düşünmek sanırım absürt bir durum olmayacaktır.
Sadece Osmanlı dönemiyle kalmayıp, özellikle tıp alanında çalışmalara imza atmış Samaniler ve Büveyhoğulları devletlerinde yaşamını idame edip, günümüzde tıp alanına dair birçok çalışmanın öncüsü sayılacak eserle (Kanun-ı Fit Tıp) ünlenmiş İbni Sina, teknoloji yokken kimyasal maddelerin bileşimi olmadan nasıl tedavi yöntemleri meydana getirip insanları kimyasal maddeler olmadan tedavi etmişti?
Kafamızda birbiriyle çelişen, ancak cevabı çok basit olan sorular bulunmaktadır.
İlaç tedavisi muhakkak olması gereken bir husustur. Ancak benim nezdimde ilaç tedavisi, insana yüklenmiş, insanın dengesini ve yapısını zedeleyen bir zarar mekanizmasıdır. Özellikle bahsettiğim zarar eylemi kimyasal ilaçlar üzerinde düşünülmelidir.
Organik ve doğal bitkilerden meydana gelmiş ilaçlar insan sağlığına gerçekten fayda sağlamaktadır. Lakin kimyasallar insanları başta ilaca bağımlı hâle getirip, ardından insanın doğasını ve sağlığını ciddi oranda olumsuz etkilemektedir.
Yine tek başına ilaç tedavisiyle hiçbir hastanın iyi olacağına inanmıyorum. Özellikle ilaç kullanan insanlarda, bakınız, psikolojik olarak kendilerini iyi veyahut kötü hissederler. Buna kendimi örnekleyerek ifade etmek gerekirse, takviye hapları almayınca kendimi kötü hissettiğimi, uykusuz, sersem ve hafızamda sorunlar yaşadığımı söylerim. Oysa bunlar sadece kullanmanın vermiş olduğu sorumluluğunu yerine getirmemenin tesiridir. Bu değildir ki doktorunuz tarafından size yazılmış ilaçlar boştur, kullanmayın; tam aksine, ilaç tedavisinden daha önce sizin psikolojinizin sizi iyileştireceğini ifade etmekteyim.
İlaç kullanma ve psikoloji üzerine Rus filozof İvan Pavlov, Klasik Koşullanma üzerine günümüzde birçok olayda yön gösterici olan örneğiyle bizlere ilaç kullanma ve psikoloji mantığını berraklaştırmaktadır.
Pavlov’un Köpeği örneği, ilaç kullanma ve daha doğrusu birçok etkende psikolojinin insan üzerindeki etkisini bizlere çarpıcı bir şekilde göstermektedir.
“Her sabah köpeğin tabağına nefis bir et parçası konuyordu. Köpek eti görür görmez ağzının suyu akıyor, salyalar saçıyordu. Bu tamamen doğal, biyolojik bir tepkiydi. Ancak Pavlov garip bir şey fark etti: Köpek, daha eti görmeden, sadece et getiren bakıcının ayak seslerini duyduğunda da salya akıtmaya başlıyordu.
Pavlov’un kafasında bir şimşek çaktı ve hemen yeni bir plan yaptı. Laboratuvara bir zil getirdi. Artık köpeğe ne zaman et verecek olsa, önce neşeyle zili çalıyor, hemen ardından eti tabağa bırakıyordu. “Zil sesi… ve ardından nefis et!” Bu döngü günlerce, defalarca tekrar etti. Köpeğin zihninde o kuru zil sesi artık dünyanın en lezzetli şeyi olan etle birleşmişti.
Ve o büyük test günü geldi. Pavlov köpeğin karşısına geçti. Ortada hiç et yoktu, et kokusu bile yoktu. Pavlov sadece zili çaldı: Çınnn!
Köpek pür dikkat kesildi. Ortamda yiyecek olmamasına rağmen, zili duyar duymaz ağzından salyalar akmaya başladı. Zil sesi artık sadece bir ses değil; köpeğin beyninde “yemek geliyor!” müjdesiydi. Sadık dostumuz, tamamen yapay bir uyarana karşı doğal bir tepki vermeyi öğrenmişti. Bilim dünyası bu zihinsel bağa “Klasik Koşullanma” adını verdi ve öğrenmenin ve psikolojinin gizemli perdesi aralandı.”
Göründüğü üzere psikolojinizde kendiniz için koşullandırmış olduğunuz etkenler davranışlarınızı etkiler vaziyettedir. Bundan mütevellit, sadece ilaçlardan konuya yaklaşılmaması gereklidir. Bir şeyin size fayda sağlaması, sizin psikolojinizin imzası olmadan imkânsızdır.

















