İnsan en çok kendini görmez!
Doğuştan emanet bir çift gözle her şeyi gördüğünü zannetse de!
“Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti.” der Yunus bir şiirinde.
Burada “baktı” kelimesi önemli, üzerinde mutlaka durup düşünmek gerek sanki. Bugüne kadar dünyadan 108 milyar insanın gelip geçtiğini düşündüğümüzde durum daha farklı düşünmemizi sağlıyor gibi. Milyarlarca insan bu dünyada neyi nasıl gördü de göçtü acaba?
Yunus’un bu şiirinin adı “Sular hep aktı geçti.”
İnsanlar da su misali akıp geçerken, acaba nasıl bakıp geçiyor bu dünyadan? Ve bakma sırası şimdi bize geldiyse, peki biz nasıl bakıp geçiyoruz? Konu tam da burada bize sirayet ediyor sanki.
İşte burada hayatı biraz yavaşlatmak lazım.
Görünmeyeni görmek, herkesin bakıp geçtiği o yerde durmakla başlıyor olmalı. Görmek için yavaşlamak lazım. Sadece trafikte felaket değildir hız, kelebekvari ömrümüzden hayatın lezzetini de alıp kaçan bir felaket olmalı.
Hız aslında hiçbir yere yetişememek değil midir? Hızın olduğu yerde hayatın lezzetinden kaç kişi bahsedebilir ki!
Gören gözlerin ne gördüğü değil nasıl gördüğü olay olmalı… Görmekten daha ziyade görememe meselesi daha çok dert olmalı…
Görmek fark etmekle başlıyorsa, işe kendisinden başlamalı insan. Görmezden gelinen, fark edilmeyen hep inkar edilen o yerlerde gizli saklı değil midir kör noktalarımız. Başkalarının çoğu zaman bizde kolayca gördüğü ne yazık ki bizim görmek istemediğimiz yerlerde yuva yaparlar çoğu zaman.
Kibir derler, ön yargı derler, içsel çekişmelerden kaçınmak derler, ne derlerse desinler görmediğimiz ve hep o karanlığa terk ettiğimiz yerlerde büyür kör noktalarımız.
İçsel yolculuğu keşfetmekle başlar kör noktaları gör noktalar haline getirmek.
Sevmek ile başlar tüm manalı bakışlar. Seven göz görür, gerisi bakar…
Ve o yolculuğun içinde tüm noktaları birleştirip mana dolu gözlerle bakıp geçmek lazım bu dünyadan.
Tam da Yunus’un dediği gibi.
“Sular hep aktı geçti,
Kurudu vakti geçti,
Nice han nice sultan
Tahtı bıraktı geçti.
Dünya bir penceredir,
Her gelen baktı geçti.”

















