İnsan, çoğu zaman bir yerlere yetişme telaşıyla, aslında hiç terk etmemesi gereken en büyük yurdunu, yani kendi manasını ihmal eder. Modern dünyanın gürültüsü içinde kaybolan ruh, kendine bir sığınak, bir durak arar. Nasıl ki bir insan yemeğe, içmeye ihtiyaç duyuyorsa ruhu için de bir o kadar besine ihtiyacı vardır. İşte bu arayışın ulaştığı o en iyi ve en mukaddes duraktır Menzil-i Mana. Menzil, sadece gidilecek bir yer veya varılacak bir mesafe değildir; o, bir idrakin şahlanışı, bir gönül uyanışıdır. Mana ise, maddenin kaba örtüsünü aralayıp eşyanın ve insanın ardındaki gizli hakikati görme sanatıdır. Dolayısıyla bu iki kelime bir araya geldiğinde, insanın kendi olma ve Hakk’ı kendi aynasında bulma hikayesi başlar.
Tasavvufun o kadim ve zarif yolu, bize menzilin aslında dışarıda değil, içeride olduğunu fısıldar. Dışarıdaki yollar tozlu, engebeli ve sonludur; oysa mana yolu, sonsuzluğa açılan bir kapıdır. Bu kapıdan giren derviş meşrepli ruhlar bilir ki; her nefes bir adım, her tefekkür bir menzildir. Bu menzile ulaşmak için adım atmak değil, ona ulaşmak için aşkla koşmak gerekir. Çünkü akıl, dünya pazarında alışveriş yaparken; aşk, gönül pazarında can verir, canan alır. Hayat bir alışveriştir. Bir şeylere sahip olmak için bazen en değerli şeylerimizden feragat etmemiz gerekir. Doğumla gelen canın, ölümle asıl sahibine dönmesini simgeler.
Kendine yapılan bir yolculuk, yürürken bir bakıma o yüklerden kurtulmaktır. Dünyevi hırsların, kibrin, hasedin ve benlik davasının ağırlığını bırakanlar, hafifledikleri ölçüde bu yolda hız kazanırlar. Sözün gümüş olduğu yerde, mananın altın sükutuna bürünürler. Çünkü konuştuğu dil değil, haldir. Kalem bu yolda sadece bir vasıta, kelime ise o büyük okyanustan sızan bir damladır. Kalemler, aslında birer “gül bahçesi” kurma derdindedir. Zira asıl hüner, menzile varmak değil; o menzil uğrunda, elinde bir gül dalıyla yollara düşmektir. O dal ki o gülün güzelliğiyle, dikenleriyle hayatımıza yön verir. Bazen acılarla mücadeleyi bazen de sevincin kısa sürmesini hatırlatır.
İnsanoğlu, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bir “gurbet” hissiyle yaşar. Çoğumuz bu hissi dünyevi eksikliklerle karıştırırız; daha iyi bir ev, daha yüksek bir makam veya daha uzak bir şehir bizi teselli eder sanırız. Oysa ruhun açlığı, mekanla değil “mana” ile ilgilidir. Kendi içinde yaşadığı İnsanın asıl yolculuğu, kilometrelerle ölçülen yollarda değil, kalbin dehlizlerinde başlayan mana yolculuğuyla kendi yolculuğudur. Eşyanın kabuğunu soyup özüne dokunabilme sanatıdır. Eline aldığı bir meyvenin lezzetiyle, şekliyle biz insanoğluna sunulan bu tefekkürü idrak etmek yerine çoğu zaman bu hayatı bir vitrin seyredermiş gibi yaşarız. Renklere, seslere ve şekillere takılıp kalırız. Oysa bir çiçeğin sadece rengini görmek suret menzilinde kalmaktır; o çiçeğin varoluşundaki o muazzam nizamı, dilsiz yakarışını ve bir sanat eserindeki sanatçıyı hissetmek hakka adım atmaktır. Gözün gördüğünün bittiği yerde gönlün görmeye başladığı sınırdır.
Bu yolculuğun en büyük engeli, modern dünyanın gürültüsüdür. Kendi sesimizi bile duyamadığımız bu keşmekeş içinde, mananın o zarif ve ince fısıltısını duymak neredeyse imkansız hale gelir. Allah’a varmak isteyen yolcu, önce içindeki kalabalıkları susturmalıdır. Çünkü mana, sessizliği sever. Kalp, üzerindeki dünya tozlarından arındıkça bir ayna gibi parlar ve o zaman hakikat, tüm çıplaklığıyla o aynaya yansır. Kendi yolculuğunda gerçek beni görür…
Bu yolda yürüyen biri için artık “tesadüf” diye bir kelime yoktur. Her olay bir mektup, her dert bir derman, her insan bir aynadır. Kişi bu menzile ulaştığında, dışarıdaki fırtınalar onu sarsmaz. Bilir ki; dışarısı sadece bir gölgedir ve asıl güneş, kendi ruhunun derinliklerinde saklıdır. Ne yaşarsa yaşasın her önüne çıkan çakıl taşlarının bir anlam ifade edeceğine inanır.
Bu yolda ki her yolculuk bir varış çizgisi değil, bir bakış açısıdır. Oraya vardığınızda dünyayı değiştirmezsiniz; dünyayı görme biçiminizi değiştirirsiniz. Hepimiz birer yolcuyuz; kimimiz sadece toza toprağa bakarak yürürüz, kimimiz ise bastığımız toprağın altındaki saklı hazineyi, yani manayı arayarak hayat yolculuğumuza devam ederiz.
















