Ülkemizde uzun zamandır sorun olan, ancak yakın zamanda daha çok gün yüzüne çıkan bu sorunu ilk dillendiren ne yazık ki bir yabancı teknik direktör oldu: Jorge Jesus. Hoca sadece bir gerçeği ifade etmedi, aynı zamanda benim yıllardır ifade ettiğim, hatta TV ekranlarında program yaptığım ya da yorumcu olarak dile getirdiğim endişelerimden birini de seslendirdi.
Endişem; futbol dünyamız o kadar kötü yönetiliyor ki olaysız haftamız yok gibi. Spor Bakanlığı’ndan başlayıp TFF ve kurullarına varıncaya kadar, futbolun mutfağından gelmeyen liyakatsiz ne kadar insan varsa bu oyunun başrollerinde. Oyunun ruhunu bilmedikleri gibi oyuncudan da anlamıyorlar, oyunun kurallarına da çok uzaklar. Böyle olunca da ortaya karmakarışık bir tablo çıkıyor.
Yönetimsel sıkıntıların en büyüğü de “finansal konular”. Gün geçmiyor ki UEFA tarafından tahtası kapatılmayan, cezai müeyyideye maruz kalmayan kulübümüz olmasın. “Kişiler yanlış yapıyor, cezayı kulüp ya da camia çekiyor.”
Yani kulüpleri yönetebilecek kriter koymadığımız için, siyasi gücü olan, zamanında isim yapmış ama iş hayatı zora girmiş birçok insan yöneticiliğe soyunuyor. Endişem şu: Kendimizin kesemediği bu kangren sorunu yabancılardan beklememiz; yine kendi yönetimsel acziyetimizi UEFA’ya şikâyet edip yardım istemek zorunda kalacağımız konusunda endişeliyim.
Peki, Türk futbolunda “sportif gerçeklik” nasıl olur?
- Adalet ve eşitlik
- Liyakat
- Ahlak ve centilmenlik
- Şeffaflık
- Emeğe saygı
Olmamasının diğer sebepleri ise:
- Siyasallaşmak
- Salt ekonomik olmak
- Hakem hataları
- Algı yönetimleri
- Adalet duygusunun zedelenmesi
- Medya ve buradaki yorumcular
- Kısa vadeli başarı takıntısı
Sonuç olarak…
“Futbolun sportif gerçekliği sahada başlar ama saha dışında kaybolur” çoğu zaman.
Oysa futbol;
- Emek ister
- Sabır ister
- Adalet ister
Bunlar zayıfladığında futbol kalır ama spor gider.
















