2026’nın Şubat ayında kışın soğukluğundan eser olmayan bir günde tuttuğumuz orucun kıymeti nasibince edebiyatımızdaki Ramazaniyyelere ufak bir notta ben düşeyim istedim.
Ramazan ayı ve oruç, Müslüman Türkler için çok kıymetli dinî kavramlar olduğu için ayrı bir yer ve kıymet verilirdi. Bundan ötürü edebiyatta, kendine önemli ve geniş bir yer bulmuştur.
Ramazaniyye dediğimiz Ramazan ayını övmek için yazılmış olan veya nesib bölümlerinde ramazan ayından söz eden kasidelerdir.
Ramazan ayının yüzü suyu hürmetine padişahlara, vezirlere, beylerbeylerine ve yüksek düzey memurlara takdim edilirdi. Böylece bahşiş, rütbe, makam, unvan vs. umarak bu kişilere takdim ederlerdi.
Ramazaniyyeler’in beyit sayısı 10-20 arasında değişmektedir ve Ramazan bahsi şiirin giriş kısmı olan nesib (teşbib) bölümünde ele alınıp işlenirdi. Daha sonra kaside kimin için yazılmışsa onun övgüsüne geçilirdi. Zamanla bu tarz şiirler iyice yaygınlaşarak müstakil bir şiir hâline gelmiştir. Hatta kasideden başka terkibibent, gazel, murabba, müfred, tuyuğ, ilâhi, rubai ve mesnevi nazım şekillerinde de yazılmaya başlanmıştır. En çok Ramazaniyye yazan divan şairi ise Enderunlu Fâzıl’dır. Bu türde tam 14 kasidesi vardır.
Ramazaniyyelerde konu olarak hilâlin gözlenmesi, bereketli iftar sofraları, camilerin ihtişamı, sahura kadar süren koyu sohbetler, sabahın nuru imsak, kıpır kıpır iç açıcı cadde ve sokaklar, ruhu dolduran teravih namazları, kulakları sağır eden top atışları, davulun sesi uzaktan hoş gelir edasıyla davulcuların ortaya çıkışı, ışıl ışıl mahyalar ve kandiller anlatılırdı. En önemli konu ise Rabbimizin “bin aydan daha hayırlı” olarak nitelediği Kadir gecesi olmuştur. Şairler bu geceye vurgu yaparlar, onun faziletlerinden bahsederler. Böylece topluma salih mesajlar verilirdi. Bu gecenin hakkıyla değerlendirilmesi istenir.
Ramazan, inananlar için toparlanma, uyanış, yenilenme ayıdır. Çünkü bu ay rahmet ve bereket ayıdır. “Ne olursan ol, yine gel.” dizesinin vücut bulmuş günlerinde inananların bolca sevap kazandığı belki de af olduğu müstesna zamanlardır. Bu günlerin hürmetine affolunanlardan oluruz inşallah. Derken ramazaniyyelerde söylenenler şöyle devam eder. Bu ayda dindar olmayanlar da kendilerine çekidüzen verirler. Camiler cemaatle dolarken, meyhaneler bir aylığına da olsa kapanır veya gelen gideni iyice azalır. Ramazan ayının sonuna kadar şeytanların zincirle bağlanarak zararsız hale getirildiği böylece bu manevi, aydınlık ayın, on bir ayın sultanı olduğu bir kez daha kanıtlanmış olur. Çocuklar için de tekne orucundan bahsedilir. Manevi değerlerin, sabrın öğretimi, bir kültürün gelecek nesillere aktarımı gibi zenginliklerin ‘Ağaç yaşken eğilir.’ sözüne istinaden yaşatıldığı bir aydır Ramazan. Çünkü sadece dini değer olarak değil, bizim kendi kültürümüzle iç içe geçmiş, manevi değerimiz olmuş ve sosyal gerçeğimiz olarak karşımıza çıkmıştır.
Hece vezni ile yazılmış ve söylenmiş olan mani, ilahi ve koşma şeklinde söylenen ramazaniyyeler de bulunur. Bu ramazaniyeler halk şairleri tarafından oluşturulduğu için anonim maniler ve türkülerden meydana getirilmiştir. Ramazan manileri ise bugün büyük şehirlerde kaybolmuş bir mirasken zamanında iftar ve sahur vakitleri davulcu yahut bekçi tarafından okunurmuş. Sözümü Yunus Emre ile bitirmek isterim “Söz büyüğün ise sus küçüğündür.” düsturunca,
Benden öğüt ister isen ey divirem bildiğimden
Budur Çalabın buyruğu tutun oruç kılın namaz.
RAMAZAN MANİLERİ
“Tekne orucunu tuttun mu?
Sofraya oturdun mu?
Meleğin duası kabul olur.
Beni de unuttun mu?”
(Orijinaldir.)
“Haydi, kalkın sahura!
Yiyin, için bolca!
Bayrama az kaldı,
Sevap kazanın hayırlısıyla.”
(Orijinaldir.)
















