“Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa, o uçamayan kanatsız kuş gibidir.” der Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri. Aşk, kimine göre dipsiz bir kuyu, kimine göre renkli masallar diyarıdır. Peki, aşk sizce bir anlık bir düşten mi ibarettir, yoksa sonsuza dek yaşatabileceğimiz bir süreç midir? Aşkın tanımı, tarifi, süresi ve hisleri herkeste farklı bir etki yaratsa da kabul edelim: nefes alırken zorlandığınız ve gözünüzde hiçbir şeyin âşık olduğunuz her ne varsa ondan daha fazla değerinin bulunmadığı efsanevi bir varlıktır. Aşk öyle bir anda gelir ki kusur diye bir şey bırakmaz; örter, sarar, çevreler. Aşkta göz görmez, kulak duymaz, varlık teslim edilir.
Mevlana Hazretleri’nin bahsettiği aşk, sizce dünyevi aşk mı, ilahi aşk mıdır? Sufilerin geneli bu konuda, önce maddi aşk olacak, oradan o perdeyi aralayan aşkın tanımını öğrenen, sonrasında manevi aşkın, Yaradan’a ait aşkın tadına varacaktır diyorlar; ben de onlar gibi düşünüyorum. İnsan beşerdir; elinde bulunan bir varlığın hissine varamadan onu idrak etmesi zor olur. Önce dünyevi aşkı tadan, onun güzelliğini hisseden, gören; kendini Allah yolunda teslimiyete ulaştırırsa aşka layık olan tek varlığın Yüce Allah (c.c.) olduğunu görecektir. Mevlana Hazretleri’nden söz açtık, şimdi Yunus Emre’yle devam edelim.
“Ben yürürüm yana yana, aşk boyadı beni kana / Ne âkılem ne dîvâne, gel gör beni aşk n’eyledi.” diyor. Aşkın aklını başından aldığını, her yerde aşkı deli divane gibi aradığını ve ne yana baksa aşkı gördüğünü anlatıyor. Aşkın gücünün herkesi etkilediğini, özellikle mutasavvıflarda görüyoruz. Aşka dair söylenen sözler o kadar fazla ki… Tabii, onların aşkı Yaradan’a ait yüce bir aşk. Peki, sizin aşkınız kime ait? Biz o kadar eremedik, henüz dünyadan geçemedik, hatta aşkı bile tadamadık diyenler var aramızda sanırım. Ne deseniz haklısınız; bir lütuf ki ummadığınız anda başınıza gelen, hayatınızı alt üst eden, sonra da yine Mevlana’dan “Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını?” dedirten ve aklımızı bazen muhteşem, bazen kötü, bazen çekimser, bazen şaşkın kılan bir zaman.
“Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.” der Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli. Buraya kadar konuştuklarımız kime aitmiş, o da bu sözüyle son noktayı koyuyor. Aşkın halleri, misali, özü, sözü erenlerin ve bilenlerindir, diyor. Aşk, bu dünyada nasibiniz olmamış olabilir ama her daim bize sevgisini sonsuz sunan bir Yaradan’a sahibiz ki şükürler olsun. Her daim yalnız iyiliklerimizi gören, kötülüğü düşüncemizde değil, sadece davranışımızda cezalandırıp; ama iyiliği aklımızdan geçirdiğimiz an ödüllendiren muhteşem bir yaratıcı. Bence biraz özümüzle ona dönüp, onun aşkının güzelliğini hissetme vakti geldi, ne dersiniz? Ben size sadece hatırlatmış olayım. İlkbaharın bu güzel günlerinde aşkla kalın, sevgiyle kalın.



















