Odamda tüten tütsünün kokusunun dinginliğine eşlik eden kahve aroması ve eşsiz bir huzur melodisi fısıldayan “handpan (demir davul)”ın kulaklarıma yaptığı masajın etkisiyle göçtüm bu dünyadan. Bambaşka bir huzur arayışı içinde, gökyüzünün taze havası ciğerlerime inerken hayal ettim kendimi.
Bir başka âlemde huzurun tadını damaklarımıza dolamak için bu âlemin ızdırabını sırtlamak zorunda oluşumuza yandım bir yandan; bir yandan da diğer âlemin peşinde koşmaktan bu âlemin hakkını veremeyişimize ve “el âlem ne der?” prangasından kurtulamadan “İki Kapılı Han”ın çıkış kapısına yaklaşmanın verdiği huzursuzluğa yandım.
Ya umutlarımızı hep başka başka baharlara ertelemek… Yeşerecek diye çöl topraklarına gömdüğümüz umut tohumlarının boy vermesini umutsuzlukla umut arasında gidip gelerek beklemek… İnsan ne yaparsa yapsın umutsuz olamıyor belki de. İçinde huzura erişeceğine dair yanan umut ışığı, zayıf da olsa, hep parlıyor ve son nefese kadar nefsin var olmasını sağlıyor belki de. Çoğu insan o ışığı güçlendiremeden göçüp gidiyor diğer âleme.
Şimdi ben de ellerim yüzümde, dirseklerim masanın üzerinde, gözlerim önümdeki sıva kaplı tuğla duvarı aşmış, gökyüzünde birbirinden oldukça uzak olmalarına rağmen bir arada gibi duran yıldızlara ulaşmış hâlde seyri sefer eylemekte iken, düşünüyorum da bize tek engel yine biz miyiz? Ne bir engel ne bir tümsek… Ne perde kalmış arada ne bir duvar…
İşte bu an anladım, biz kendimizi tutsak ediyormuşuz aslında. Kimsenin suçu yokmuş ayaklarımıza vurulan prangalarda. Zihnimize zincir takılamaz, kelepçe vurulamazdı ama biz özgür olmaktan korktuk belki de. Zindan ettik ömrümüzü nefsimize, korku içinde, her şeyden korkarak geçirdik saltanat sürmemiz gereken yerde. Adım atmaktan korkanın emekleyemeyeceğini biliyor olsak da unutturduk kendimize.
Hep başkalarına umut aşıladık, hep başkaları için yaktık içimizde sönmeye yüz tutmuş hayat ışıklarını. Nasihatleri hep başkalarına anlattık da kendimiz bir ders almadık. “Hiçbir şey için geç değil” dedik durduk başka kulaklara ama duymadık kendi sesimizi.
Şimdi kendime sesleniyorum sevgili ben. Huzur senin içinde… Huzur avuçlarında… Açarsan avucunu kaçacak diye korka korka avuçlarında terden yapış yapış olmuş umutları göremeden terk etmekse niyetin bu diyarı; vur sırtına içi boş umutlarla ağırlaşmış sırt çantanı. Sen kendine iyilik edemeyecek kadar tembelsen kim neylesin senin umutsuz dünyanı?


















