Yağmur sesi.
Pencerenin camıyla ahenkli bir şekilde dans eden yağmur damlaları adeta sakinleştirici bir müzik etkisi meydana getiriyordu.
Bulutlar toplanmış, gökyüzü açık maviden griye dönmüştü. Hüzünlü bir hava değildi bu, güneş öncesi arınma gibiydi. Güneş saklanmış, kendisiyle yalnız kalmıştı.
Mutfaktan gelen tıkırtılar ve fırında pişen böreğin kokusu evin odalarına yayılmıştı. Tanıdık ve güven veren, mutlu hissettiren bir şeydi. Güneş, arada kendisini gösteriyor, ev aydınlanıyor, sonra bulutların arkasına saklanıyordu. Evin içi bir gündüz, bir gece gibiydi.
Kütüphanesine baktı. Kitapların kapakları rengarenkti. Kütüphanesinden rasgele bir kitap alıp okumak istiyordu fakat bunu yapacak zamanı olmuyordu. Yorgundu; uyusa bile geçmeyecek bir yorgunluk vardı bünyesinde. Gerçi zamanı da olsa harekete geçecek enerjisi olmuyordu. Okumasa bile kitapların kütüphanesinde durması ve bir gün okuyacak olma düşüncesi hoşuna gidiyordu. Kitap almayı ve aldığı kitabı kütüphanesinde bir köşeye yerleştirmeyi seviyordu.
Birikmiş çamaşır yığınına baktı. Onları katlayıp dolabındaki raflara kategorilerine göre ayırması lazımdı. Kirli sepetine baktı. Doluydu. Hepsinin renklerine göre ayrılıp yıkanması ve sonra da kuruması için asılması gerekliydi. Fakat hiçbirini yapmak istemiyordu. Kafasını çevirdi. Bu sefer kütüphanesinin üstündeki minik sandık şeklindeki kutuya baktı. İçinde anıları vardı. Açıp bakmak cesaret istiyordu. Kutuya elini hemen uzatmadı. Parmakları dizlerinin üzerinde, hareketsiz kaldı. Yağmurun sesi biraz daha belirginleşmişti sanki; damlalar camda hızlanmış, ritmi değişmişti. İçinde bir yer, o sandığın kapağını aralamak için hafifçe dürtüyordu ama başka bir his buna karşı koyuyordu. Derin bir nefes aldı. Gözlerini kısa bir an kapattı. Mutfaktan gelen börek kokusu hâlâ sıcaktı, tanıdıktı, güvenliydi. Ama sandık…
Yine de dayanamadı. Elini yavaşça uzattı, parmak uçlarıyla kapağın kenarına dokundu. Toz zerrecikleri hafifçe havalandı. Kapağı kaldırırken çıkan o hafif gıcırtı, odanın sessizliğinde beklediğinden daha yüksek duyuldu. İçinde eski fotoğraflar, sararmış kâğıtlar, belki de artık anlamını yitirmiş küçük eşyalar vardı. Üstte duran fotoğrafı aldı. Bir an duraksadı. Yüzüne bakmadan önce bile neyle karşılaşacağını biliyordu. Gülümsediğini hatırladığı bir anıydı bu. Ama o gülümsemenin ardında neler olduğunu şimdi daha iyi biliyordu. Fotoğrafa baktı. İçinde bir sıcaklıkla birlikte hafif bir sızı yayıldı. Yağmur biraz daha yavaşlamıştı. Camdaki damlalar artık daha seyrek ilerliyordu. Güneş, bulutların arasından bu kez daha uzun süre kendini gösterdi. Odanın içine dolan ışık, sandığın içindekileri aydınlattı. Bir süre öylece oturdu. Ne geçmiş tamamen geride kalıyordu ne de şimdi tam anlamıyla burada hissediliyordu. Fotoğrafı dikkatlice yerine bıraktı. Sandığın kapağını kapatmadı bu kez. Belki de ilk kez, hepsinin orada durmasına izin veriyordu. Anıları hep onunla kalacaktı ve sevdikleri her zaman kalbindeydi, sandıkta değildi.


















