Akşamın rengi usulca inerken omuzlarına,
Sokak lambaları birer sır gibi yanarken,
Sesin geldi uzaktan, tanıdık ama eksik.
Bir şeylerin yerinde olmadığını sensedim.
Gülüşün, hani iç ısıtan, insana “buradayım” diyen,
Bu kez dudaklarında ince bir perde gibiydi;
Işığı vardı belki, ama sıcaklığı yoktu.
Ben o eksilen ateşi derinden sensedim.
Sözlerin seçilmişti, özenli ve pürüzsüz, sanki
Her harf aynaya bakıp çıkmış gibi;
Ama aynalar bazen gerçeği eğip büker ya,
Ben o kusursuzlukta saklanan çatlağı sensedim.
Ellerin bir anlığına değdiğinde avuçlarıma,
Bir yabancı rüzgâr geçti içimden sessizce;
Ne sen çekildin, ne ben geri durdum aslında,
Ama aramızda büyüyen o boşluğu sensedim.
Gecenin koynunda uzayan cümleler kurdun,
Her biri “kal” diyordu, ama sesi başkaydı;
Bir vedanın gölgesi dolaşıyordu aralarında,
Ben daha söylenmeden ayrılığı sensedim.
Bilirsin, bazı gerçekler bağırmaz hiç,
Usulca sokulur insanın içine, iz bırakmadan;
Sen sakladığını sandın belki bütün ihtimalleri,
Ben ise saklanan her ihtimali tek tek sensedim.
Ve şimdi,
Ne sana kırgınım ne de kendime kızgın,
Sadece biraz daha erken öğrendim bazı şeyleri.
Bir gülüşün ardında kaç anlam saklanır,
Bir “iyiyim” kaç farklı şekilde susar…
Hepsini, sen anlatmadan önce sensedim.


















