Herkese selam 😊 Görüşmeyeli nasılsınız? Beni sorarsanız, kafamda yine yeniden oluşan soru işaretleriyle karşınızdayım. Son günlerde “Dualite” konusuna kafayı takmış durumdayım. ChatGPT de dahil birçok kaynaktan araştırmamı yapıp da geldim. Dürüst olmam gerekirse, araştırmalarımın sonucunu şu yapay zekâ botlarıyla yazdırıp size afili biçimde sunmamak için kendimi zor tuttum. (Zaten ilkeli ve haklı duruşuyla Hayrendiş site yönetimimiz de buna sıcak bakmıyor, biliyorum.) Hani yapay zekâya sorduğunuz her sorudan sonra gelen “İstersen bir sonraki adımda doğrudan makale taslağı ya da giriş paragrafı yazabiliriz—daha akademik mi yoksa daha deneme tarzında mı olmasını istediğini söylemen yeterli.” basamağı var ya. Heh işte tam o noktada “Aman ne olacak ya! Herkes böyle yazdırmıyor mu sanki makalelerini?” diyerek sırasıyla e-v-e-t tuşlarına bastım. Sonra da kafamda, misafirleri beklemeden yemek sofrasındaki böreklere uzanan çocuğun eline vuran anne gibi, parmaklarıma bir “cıs dokunma o tuşlara!” fiskesi vurdum. Delete tuşuna bastım ve çıktım.
Sevgili dostlar, itiraf edelim. Yapıyoruz bunu. Beyaz yakalısından edebiyatçısına, hemen herkes pıtrak gibi çoğalan çevrimiçi platformlarda patır patır yapay zekâyla oluşturdukları makaleleri paylaşıyor. Kimi zamansızlıktan, kimi kurnazlıktan. Fakat edebiyatçıların da yapay zekâ ile yazmasını kabul edemiyorum, ne yalan söyleyeyim. Herkes de yazar olmayıversin. Yazamayan da yazamadığını kabul etsin. Otursun oturduğu yere. Yazma yeteneği varsa vardır, yoksa yoktur. Bazıları sadece iyi okurdur. Bir noktaya kadar yazabilir de. Ama edebiyat diyorum yahu, edebiyat. Çalışmayla bir yere kadar gelirsin. Sonrası zorlama, sonrası aldatma. Hem kendini hem okuyucuyu.
E, düalite bu yazının neresinde diyeceksiniz? Açıklayacağım. Yapay zekâ neferleri, kalemşörlere karşı bir yazı yazacaktım ama vazgeçtim. Çünkü dualite odaklı yaşamları reddediyorum. İyi kötü, güzel çirkin, dost düşman, siyah beyaz… Bunlar, bizi zihnimizin hapishanesine tıkan aldatmacalar gibi geliyor artık. O yüzden yapay zekâ ile makale yazdıran yetenek ve etik fukarası sözde edebiyatçıları da karşıma almak yerine, onları anlamayı seçiyorum. Onlar da sosyal medyada görünür olmasın mı? Yüzlerce, binlerce beğeni almasın mı? Bir pop yıldızı edasıyla kitleleri peşinden sürüklemesin mi? Çok satanlar rafında kitapları olmasın mı? Kitap fuarlarının gediklisi olmasınlar mı? Dosta güven, düşmana korku salmasınlar mı mesela? Herkesin her şey olmak ve her şeye sahip olmak istediği bir çağdayız. Dünya yetmez. “Ya eşeğin başı olursun ya atın kuyruğu” savunucularına karşı tek bir cevabım var: “Sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa!” Bu arada geçenlerde sosyal medyada şöyle bir söyleme rastladım: “Dostlarım alkışlasın, düşmanlarım tırnaklarını kemirsin!” Alın buyurun 😊
Ah, sevgili dostlarım! Bu hayatta kutuplaştırmasak da birleştirsek fena mı olur?




















