Siz kelimelerin ruhu olduğuna inanır mısınız? Ben inanırım. Hem de canlılardan daha canlı bir ruh. Yaratılanlardan daha hareketli, daha enerjik bir ruhu vardır kelimelerin.
Evet, ruh sadece insana ya da hayvana verilen bir özellik değildir. Her maddenin bir ruhu, her eşyanın, kainattaki her zerrenin kendine has bir ruhu vardır. O ruhu yakalayamazsanız her şey size ruhsuz bir madde olarak görünür.
Gözle görülen her şey maddedir, o maddeyi ışık yoluyla görürüz. Işık yoksa o madde de yoktur. Göremeyiz. Aslında görmek göz ile olsa da o görmenin derûnuna ancak kalp ile inilir.
Göz sadece zahiri görür. Bâtını içimiz hisseder. Sadece dış yüzeyle ilgilenirsek çekirdeğe inemeyiz. Her şeyin özü çekirdeğindedir. Yani tâ en merkezinde. Kelimelerde böyledir.
İnsan yaratılış itibariyle konuşan, dinleyen, hisseden, hareket eden bir varlıktır ve karşılıklı bu iletişim sayesinde yaşama devam eder. Aslında sadece insan değil tabiiki, kainattaki her şey belli bir iletişim dahilinde var olur ve biz duymasak da birbirleriyle iletişim kurarlar. İnsan da yazarak hem içini kağıda döker hem de iç yolculuğunda kelimeleri yoldaş edinir kendine. Bu yolculukta kendine dost edindiği yarenler de elbette bir ruha sahip olan canlı birer varlıklar olmalı.
Peki, kelimeler nasıl canlı olur? Bir harf, bir kelime yahut bir cümle nasıl canlanır kağıt üstünde?
Bildiğimiz gibi yeryüzünde diller binlerce yıllık bir birikimle uzun yolculuklardan geçer. Farklı medeniyetler bu dil mes’elesinde birbiriyle alışverişte bulunur. Bu da gayet doğaldır. Yani demek istiyorum ki dünya üzerinde hiç bir dil yoktur ki o ülkeye öz, tamamen sıfır katkısız, saf bir dil olsun. Her medeniyet, her ülke, her devlet kendi dilini oluştururken mutlaka diğer devletlerin dilinden kelimeler almaktadır. Burada önemli olan bir devletin aldığı kelimeleri kendi öz bünyesinde, kendi milli benliğinde ne kadar özümsediğidir.
Bizim ükemizde de Cumhuriyet sonrası “öztürkçecilik” adı altında bazı gelişmeler yaşandı. Osmanlı İmparatorluğunun bakıyyesi olduğumuz için dilimizdeki özellikle bazı arapça, farsça gibi dillerden alınan kelimeler atılıp yerine o kelimelerin türkçe karşılığı bulunmaya çalışıldı. Evet, bu çalışmalar gayet güzeldi. Samimi olarak yapılsaydı başarılı olabilirdi, lakin bizimkiler yine kantarın topuzunu kaçırdı her zamanki gibi. Yukarıda dediğim gibi her milletin dilinde başka dillerden kelimeler vardır. Bunu yok edemezsiniz. Diller ancak birbirleriyle kaynaşarak varolurlar. Bazı kelimeler o milletin içinde eriyip gider. O artık o milletin dilinin kelimesi olmuştur. Ülkemizde yapılan bu öztürkçecilik maalesef başarılı olamamıştır. Günümüzde o kadar çok kelime var ki konuştuğumuz dil içinde özellikle arapça ve farsça kelimeler, onlar artık bizdendir. Türkçedir. Bir kaç örnek vereceğim bu konuyla alakalı.
Mesela şuan kullandığımız Türkçe’de “hayat” kelimesi vardır. Günlük hayatımızda her yerde kullanırız. Hayat kelimesi arapça Allah’ın isimlerinden biri olan “hayy” dan gelir. Yani arapçadır. Peki, bunun Türkçe karşılığını hangi kelimede bulduk?
“Yaşam”…
Benim nacizane tavsiyem biraz kaba olacak ama hayat kelimesi yaşam kelimesini döver. Hayat kelimesi canlıdır hissedebilene ve bu kelimenin ruhu vardır. Hayat veren Allah’ın isminden gelen bu kelime tam da ruhu anlatır insana. Hayat kelimesinin ruhsuz olduğunu kim söyleyebilir. Yaşam kelimesinin ise ruhu yoktur. Cansızdır. İnsanla konuşmaz, dertleşmez, hayat öyle mi? İnsana ruh olur, kalemine mürekkep olur, dertleşir onunla.
Mesela, “mesela” kelimesi. Buna “örneğin” karşılığını verdik. Oldu mu? Bence olmadı. Mesela arapça sual kelimesinden gelir. Örnek kelimesi de zaten Türkçe değil.
En nefret ettiğim kısma geldik.
En az iki kişinin karşılıklı iletişim kurmasına ne diyoruz? “Diyalog”…
Peki, diyalog hangi dilden geliyor? Yunancadan. “di” iki demek. “Logos” söz, anlam demek kısa tabirle. Monolog tek kişinin konuşması, “mono” bir demek, monolog tek taraflı konuşma, diyalog karşılıklı konuşma. Peki, bu kelimenin bizde karşılığı yok muydu? Var tabii. Hem de ne kelime…
“Muhabbet”… “Sohbet”…
Hiç duydunuz mu? Nereden gelir muhabbet, sohbet?
“Habbe” arapçada sevmek demektir. Muhabbet iki insanın birbirini severek konuşması demektir. Şimdi kızmayın hep arapçadan aldık diye. Arapçada karşıklı konuşmaya muhabbet demiyorlar, onların kendi dilinde kendi kelimeleri var. Ama hayat, mesela, muhabbet, sohbet kelimeleri sapına kadar Türkçedir. Türke aittir. Bize aittir. Bizdendir onlar. Kimse bizden alamaz.
Hayatınızda muhabbet edeceğiniz dostlarınız her daim varolsun.
Vesselam…


















