Arkadaşını ziyarete gitmişti, yeni açılan bir kafede barista olarak çalışıyordu. Keyifli vakit geçirdiler. Nihayet arkadaşı, “Özel bir ikramım var, reçetesi tamamen bana ait, tatmanı istiyorum.” dedi. Bir süre sonra elinde sürahimsi bir bardakla geri döndü. İçinde renkli bir içecek vardı.
İlk yudumu aldıktan sonra durdu. Arkadaşı heyecanla, “Olmuş mu, tadında en çok hangisi belirgin?” diye sordu. Düşündü, bir yudum daha aldı. “Karpuz, sanırım en yoğun o…” “Hayır, bilemedin, karpuz yok içinde.” “Ciddi misin, kavun mu peki?” “Hayır.” “Çileği hissettim.” “Hayır, çilek de yok.” “Ne içirdin mübarek bana?” “Dediklerinin aromaları var. En belirgin şeker o zaman.” “Yani şeker var tabii ama o da rafine şeker değil, şurubu, şerbeti. Biraz da renk ve koku.”
Sağımız solumuz uçsuz bucaksız verimli topraklarla çevrili iken meyvenin tadının kırıntısı ile içecek yapılıyor. Doğal olan daha fazla fayda sağladığı için insan ondan mahrum bırakılıyor. Çocukluğumuz, pazardan alınan onlarca kilo eriğin, kızılcığın, kayısı ve vişnenin kompostolarını içerek geçti. Tencereye döküp ateşe oturtulunca tüm mahalle buram buram kokardı. Taneleri ayrı, suyu ayrı ve bazen de süzdürülüp posasıyla öylece içilirdi. Ne oldu tarımımıza, yemek zevkimize, sağlığımıza, istek ve arzularımıza? Eskinin her derde deva kara merhemi vardı. Şimdilerde içecek ihtiyacının tek ilacı da kara ve sarı kola. Başka bir seçenek yok dünya üzerinde. Diğer renklerde ondan hallice değil. Yine boya, tatlandırıcı, yapay ve bağımlılık yapan bir dünya malzeme; gıda ve sağlık adına zerre fayda yok.
İçecekler kokteyl, giyecekler ne durumda? Tüm kültürlerin kokteyl bir hâli geziniyor ortalıkta. Köşe başlarında örtülü zarif bir kız, dönüyor; yüzünde bir ton makyaj, elinde sigara. Spor bir kıyafetin içinde ipek, altında stiletto. Alabildiğine şuh, alabildiğine ölçüsüz kız çocukları.
Yasalar karşısında çocuk, inançlarımız ölçüsünde henüz baliğ olmamış minicik masum kızların üzerinde kadınsılıktan öte tamamen dişiliğin fışkırtıldığı, erkeklerin değil, tüm canlıların bile isteye kışkırtıldığı paçavralar mevcut.
Kadınım, anneyim, ne desem içim serinlemiyor. Bu kadar rezil kılık kıyafet hiçbir insanlık döneminde olmamıştır diye biliyorum.
Giyim öncelikle sağlık içindir ki bu da ona göre gereksinimler gerektirir. Sonra kültür bezer, sanat süsler giysileri. Şimdi sadece nefsi bir köpürme mevcut. XS beden bir kızın giydiği kıyafetin aynısı XXXL beden kız da giyiyor. Neticede ortaya çıkan görüntü kirliliği mide bulandırıyor. Kaygı vardı insanlarda önceden, azıcık fazlası olsa görünür diye; şimdilerde azın çoğun hesabı yok. Allah ne verdiyse hepsi ortada. Ne örtmek, ne saklamak, ne ayıp, ne günah.
Gözlerine sokulanın kopyaları olup dolaşıyorlar. Sergilenen gerçek olmayınca hissedilen de gerçek olmuyor. Sadece bedenden ibaret canlılara başka bir şey diyoruz. Desem, inanın onlara hakaret olur. Hakikatte kastettikleri min ruhu bile umursamaz.
Sanırım insanlık tarihinde bilginin bu kadar ucuza pazarlanıp bu kadar kolay kirletildiği bir dönem daha olmamıştır.
Dil ucuyla söylenilen, kulak ucuyla duyulan, bangır bangır bağırarak dağıtılan bilgi gölgeleri insanların asla olana ilgisini çekip aslını yok ediyor. Bulanık ve kokteyl bir karanlık zihinleri çürütüyor.
Sert ifadelerle bir iki dakika önce okuduğu bir yazıyı, başka renk ve dokuda okuyup taşımaya devam ediyor. Ondan alan daha sert bir ifadeyle yeni bir ton ekliyor. Bir iki gün sonra o bilgiye ait her değer sorgulanıyor. Usulünce veya kurallı da değil. Alabildiğine ölçüsüz. Avaz avaz “Kur’an’da şu yok, Kur’an’da bu yok.” diye bağırıyorlar ya. Edepten veya gereksiz gördüklerinden bir akademisyen de çıkıp, “Hop durun bakalım.” demiyor. Herkes âlim. Hepsiciği allameicihan.
Hayatlarımız kokteyl olmuş. Karıştıran nefs, çırpıştıran şeytan. Ağzımıza bal süre süre içimizi dışımızı mikslediler.
Atadan kalma ne bir tavrımız var, ecdat emaneti ne bir tutumumuz. Metrobüste sırım gibi delikanlıların hanım kızlar gibi cıvıldaşmaları. Yüzünün masumiyetine kıyamadığın bir tazenin sokak arsızı gibi küfe küfe küfretmesi.
Özel bölgelerin insan dillerine komiklik sebebi, espri kaynağı gibi olmayacak kadar köklü yerleşmesi. Ya Rabbi, neler oldu bize, neler oluyor milletime, neler olacak gelecek nesillere, dedirtiyor.
Neresinden tutup ne kadarını kurtarabilirsin ki? Damardan usul usul alıyor insanlık zehrini. Kendini sev. Öyle sev ki senden başka hiçbir şeyin hiçbir önemi, kıymeti kalmayana kadar. Seviyor gözünü sevdiklerim de kendilerini. Dünya, yaratılan ne varsa, hava, toprak, ateş, su külliyen bir bana yaratıldı diyerek. Ondan sonrası kolay zaten. Her bir yıldıza bir de yapay zekâ atıyorsun. Salıyorsun âleme, seyreyleyip yapabileceklerini hayal ederek.
Orman kanunları bir dönem güçlünün egemenliğinde güven ve huzur sağladı. Sonraki dönemler kendi iç dinamikleriyle yeni yönetim biçimlerine evrildi. İnsan doymadı, kanmadı; daima daha iyisini aradı. Bulmaya çalıştı ama asla buldum demedi ve hâlden hâle akıp gitti insanlık. Zaman içinde âlimi, bilgini, meczubu, âşığı, dehayı, savaşçıyı bir bir öne alıp peşinden yürüdü de. Yanlışa hep beraber karşı koydu daima. Sessiz ve yavaş deformasyonları yakalayamadı hiçbir zaman ama güçlü ve sert olanlarda canı pahasına tek bir ses olup ayağa kalktı insanlık. Bencil ve narsistin egemenliğine hep karşı geldi. Haksızlıkları düzeltmeye çabaladı tarih boyunca.
Tabii zamanla her düzen eskir, her kural güncellenmek ister ama bu hep ahlaki ve hukuki düzen içinde kültürlerin kendi dokusunda homojenize olarak gelişti.
Ne oldu da şimdi bu sistemlerin külliyen hepsi birden yok oldu? Neden uzmanları kendi konuları dejenere olurken susuyorlar? Neden hiçbiri kendi konusuna, ilmine, tecrübesine sahip çıkmıyor?
Yine hariçten gazel okunuyor. Manzara korkunç, istikbal zifiri; hadi bir ışık yakalım, yok kimsede.
Ahlaki değerler yürürlükten kalktı. Hukuk devre dışı bırakıldı. Adalet parası olanın hakkı. Din kaç insan varsa o kadar çok. İdrak kapalı. His ölü. İnsan külliyen NPC. Geriye kalanlar sadece okuyup izliyorlar. Ne zamana kadar, girdaba kapılıp lay lay lay diyene kadar.
Çocuğu olanlar kolektif kültürün dokunamadığı mesafelere kaçsın. Olmayanlar asla yapmasın. Yaşlılar imanla ölüm için, gençlerse akılla hayatta kalabilmek için çok çok çabalasın.
Giderek hızlanan bir sarmal bizi çok sert bir şekilde meçhule sürüklüyor. Rabbim hepimizi muhafaza eylesin.
















