Bana Türklerden kurulu bir ordu verin, dünyayı rehin alayım… (Napolyon Bonaparte)
An itibariyle şimdi…✍️ (27.09.2020 saat 22:38)
Daha beş yaşındaydım savaşla tanıştığımda… Evlerin bir bilgisayar oyununda patlıyormuş gibi tek tek alevlenme sahnesi muhtemelen ömrümün sonuna dek gözlerimin önünden gitmeyecek. Noluyordu? Neden bu soğukta evimizde, sıcak yatağımızda değil de İran sınırındayız? Büyüklerim evi terk etmemiz gerektiğini, yoksa sonumuz Hocalı katliamındaki gibi olacağını söylüyorlardı. Nedir ki katliam? Kötü bir şeydir herhalde, ondan evimizi terk etmişiz diye düşündüm. Hocalı’da ne olmuştu? diye o yaşımda kendime sordum. Sonra büyüdükçe katliam kelimesinin anlamını, kendini savunma imkânı bulunmayan çok sayıda insanın acımasızca öldürülmesi olayı olduğunu öğrendim ve Hocalı katliamının gerçek katliamdan çok daha ağrılı bir katliam olduğunu belgelerle şahidi oldum…
O gün 10 gün sınırda kaldık. Köyden birlikte çıktığımız aile bireylerinden başka akrabaların yaşayıp yaşamadıkları ile ilgili hiçbir bilgimiz yoktu. Sınırdan otobüslerle memlekete dönmek için ayrılmış otogarda annemin kalabalıklar içinde dedemi bulması ve “baba” diyerek sarıldığı ve karşılıklı ağladıkları kare hiç aklımdan çıkmaz… Son derece umutsuzluğa kapıldığın anın umuda dönüşmesi anı, sevincin ta kendisi değil mi?
Bir de her şeye rağmen hayatta kalmak bazen ne kadar zordur? Barış içinde yaşadığın o güzel hayatından bir günde mahrum olmaya adapte olmak, hayatın ne kadar sert vuruşudur değil mi?
Ama bu kadar insanın evlerini terk etmelerinin sebebi bir tek hayatta kalmak olamazdı… Çünkü herkes sonuna dek savaşacak insanlardı, ruhları öyleydi çünkü. Ama silahsız halde silahlı olanlarla savaşmak anlamsızdı. Diğer sebep ise öleceklerse namuslu ölmekti; kadınına, kızına sahip çıkmaktı… Çünkü savaşın iyisi yoktu ve her şey düşünüldüğünden de çok acımasızdı.
Bahsettiğim olay 1993 senesinin Ekim ayının 20’lerinden başlayarak yaşanmıştır. Şimdi de ülkem savaş hâlinde. Açıkçası çocukluğumda yaşayarak tanıştığım savaşı hiçbir zaman sevmedim. Bugün belki bundan biraz buruk hissediyorum kendimi. Hem seviniyorum ülkemin sahip olduğu topraklarına kavuşmasına, hem de savaş olduğu için üzülüyorum. Çünkü H.N. Brailsford demiş ki, insan savaşın ne olduğunu ancak bittiği zaman anlar…
















