1960’ların Amerika’sını anlatan “The Help” filmi, özellikle siyahi kadınların beyaz Amerikalı ailelerin evlerinde hizmet ederek sürdürdükleri yaşamlarını konu alıyor.
Siyahi olarak doğmuşsanız, eninde sonunda beyazların yaşadığı bir evde hizmetçi olmak vardır kaderinizde.
Geçen hafta izlediğim bu film beni derinden etkiledi. Aslında geçen yılların birinde de (bu arada 2022’den bu yana yazıyorum) bu konuyu hep yazmak istemişimdir.
Okuduğum kitaplarda, özellikle klasiklerde, her zaman soylulara hizmet eden uşaklardan, arabacılardan, aşçılardan ve evin dadısından bahsedilirdi.
Düşündüğüm şu idi: Bir insanın hayatının başka bir insanın hayatı uğruna harcanması ne kadar doğruydu?
Bir insanın sadece giyinmesine yardım eden uşaklar, görevi yalnızca efendisinin mutluluğunu sağlamak olan ve bu uğurda geçirilen ömürler…
Sizler de klasik roman meraklısıysanız, belki benim gibi düşünmüş olabilirsiniz; bir efendi için onlarca hizmetçi, ömrünü sadece bir evde geçiren ve o evdekileri mutlu etmek için harcanan hayatlar…
Filme geri dönecek olursak; burada da siyahi olarak doğmuşsanız, o yıllarda okuldan alınıp beyazların yaşadığı bir evde ömrünüzü ya mutfakta, ya hanımın odasını toplamakla ya da bahçe işlerinde geçirmekten başka bir şansı olmayan kadınlar anlatılıyor. Filmin ayrıntısına girmeyeceğim; çünkü asıl konumuz bu değil.
Kitaplardan ve filmlerden sonra gerçek hayata baktığımda da aslında bunun yıllar öncesine ait bir konu olmadığını, günümüzde de sürüp gittiğini görmekte değil miyiz?
Paranın gücü, insan hayatını nasıl da yok edebilir ya da tamamen elde edebilir? Bence bu, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir soru.
Sonra kendimi düşündüm. Yıllarca birçok öğrencime (belki şu an beni çoktan unutan) öğretmenlik yaptım. Çalıştığım yerlerde sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar hep başkaları için yaşadım hayatımı. Aslında yukarıdakilerden ne farkım vardı ki?
Sonra farklı meslekleri düşündüm.
Bir mimar, kendisinin oturmayacağı binlerce evi yapmak için yıllarını harcamıyor muydu?
Bir satış elemanı, kendisinin kullanmayacağı ya da giymeyeceği kıyafetleri satabilmek için sabahtan akşama kadar ayakta durup emek vermiyor muydu?
Bir eczacı, tüm gününü ilaçların arasında geçirip, çoğu zaman hastalarla ilgilenerek akşamın geç saatlerinde evine dönmüyor muydu?
Bir avukat, asla işlemeyeceği bir suçu işlemiş kişiyi bazen savunmak zorunda kalmıyor muydu? Hayatını ve saatlerini başka bir insanın kurtuluşu için harcamıyor muydu?
Bunları düşününce rahatladım. Aslında bir aydınlanma yaşadım. Demek ki mesele başkaları için ömür geçirmek değilmiş.
Dünya, birbirimize yardım etme ve birbirimiz için iş görme yeri.
Bu şekilde düşününce her şey bana daha güzel göründü.
Güneşin her sabah kendisi için değil de bizler için doğması, tüm insanlığa ışık ve umut olması; bizim birbirimize yardım etmemizle aynıydı.
Ay, yıldızlar, tüm gökyüzü, yeryüzü, çiçekler, ağaçlar, dağlar; yaratılan her şey kendisi için değil, insanın ve tüm canlıların yaşayabilmesi için sunulmuştu hayata.
Öyleyse artık olaya bir hayat harcamak olarak değil de bu düzenin içerisinde hayatlara yardım etmek, hayatlarla bir olmak olarak bakmak en güzeli olsa gerek.
Peki bugün sizler, hayatın size verdiği vazifeler içerisinde kimlere yardım edeceksiniz? 😊
O zaman hadi, size kolay gelsin. 🦋

















Çok iyi yorum… Teşekkürler