Sosyal medyada karşımıza çıkan bir video: annesi tarafından 5 yanlışı olduğu için psikolojik baskı uygulanan genç bir kız.
Genç kıza annesinin söylediklerini görmüşsünüzdür, o nedenle burada birebir yer vermeyeceğim. Ama şu kadarını söyleyeyim; videoda gördüğümüz kadarıyla ruhsal olarak ciddi problemleri olan bir annenin ne kadar yıpratıcı olacağını gözlemledik.
Hani Z kuşağı diyerek birçok problemi gençlerin dünyaya geldiği zamana endeksliyor ve kısmen de günah keçisi bulmanın rahatlığı ile yetişkinlikten sıyrılıyoruz ya! İşte durumun hiç de öyle olmadığını bu videoda gördük.
Yine genelleme yapmamaya gayret ederek; aynı şekilde “LGS anneleri” şeklinde giyilen paye elbisesinin altında ne yatıyor olabilir diye düşündüm. Elbette sistemin işleyişi ebeveynleri adeta bir asker gibi disiplinli olmaya itiyor. Belirleyici sınavlar çocuğun hayat akışını etkileyeceği için ebeveynler adeta öğrenim yoluna kendilerini adıyor ve bu adanmışlıkta, bir cemiyet içinde daha da güçleneceği ve kısmen kolaylaşacağı için de bir ismin/etiketin altında toplanma ihtiyacı hissediliyor olabilir…
Ancak süreçte anneler ne kadar yorulursa yorulsun, konu başlığı “LGS çocukları” olmalıydı. Üstelik bu maratonun çocuklar üzerindeki etkisini azaltmanın yollarını arayan, stresle, kaygıyla baş etmenin eğlenceli yollarını uygulayarak LGS yavrularını ruhsal olarak güçlendiren projeler yapılmalıydı.
Sınavda, askerlikte, düğünde ve çocuğumuzun hayatındaki önemli ve başarılı günlerde bizler sadece yol ve rol arkadaşı olabiliriz. Kendi hayatlarının başrolünü oynarken kadraja girmeye çalışmak yanlış ve antipatik bir duruş olur.
Öğretmenlerimiz ile ilgili bazı gönderiler de dikkatten kaçacak gibi değildi maalesef. Sene içinde acı biçimde kaybettiğimiz öğretmenlerimizden sonra mesleğe bakış açım daha da hassaslaştı. Gerçekten zorlu, üstün bir gayret isteyen ve sorumluluğu çok büyük olan bir meslek. Yine de mezuniyet törenlerinde acı bir kayıp yaşanmış gibi dramatize olmaya ya da büyük bir rahatlamayla çılgınca dans etmeye ve kendini kaybedercesine üzülmeye veya sevinmeye gerçekten gerek var mı?
Sakin…
Hakikaten; sade, basit ve samimi, yormayan, ağrıyan baş ve bacaklar yerine tatlı sohbetler ve küçük sakarlıklar, belki minik gafları hatırlayıp güleceğimiz özel günlerimiz olsa şahane olmaz mı?
Abartılı doğum öncesi partileri, doğumlar, altı ay kınaları, doğum günleri, diploma törenleri, istemeler, nişanlar, düğünler!!!
Ya sonra…
Sonra ne mi oluyor? Eve dönüyor ve üzerimize en salaş kıyafetimizi giyip koltuğa uzanıyor, ağrılarımızı dinlerken buluyoruz kendimizi…
Çoğu zaman üç saatlik program için üç hafta öncesinde çalışmaya başladığımız ve her şey yolunda gitsin diye aşırı mükemmeliyetçi hareket ettiğimiz için, bir ya da iki hafta da ruhsal anlamda rahatlamamız sürüyor.
Sakin…
Baktığımız zaman bu partilerin bizim kültürümüzde yerini de göremiyoruz aslında. Bizim kültürümüzde dualar, iyi dilekler, hediyeleşme, ikram ve sadaka mefhumu var.
Bizim kültürümüzde önemli durumlar öncesinde yetim sevindirme, fukara gözetme var ki Yaradan o narin kullarının hatırına bizlere ikramda daha cömert, öfkede daha merhametli olsun ümidi var.
Mükemmel bir öğüdü yine hatırlayalım: ifrat ve tefritten kaçınalım dostlar.
Önce ruh, zihin ve beden sağlığı olsun; edepli ve ahlaklı olsun, sonra da dilediği mesleği, evliliği vs. yapsın yavrularımız.
Organ mafyasında da bir doktor var mutlaka! Ya da pedofili eğitimcileri de duyduk! Yaptığı binalar depremde yerle bir olan mühendislere şahit olmadık mı? Demek ki asıl mesele insanın karakter inşası! Sonrası Allah Kerim.
Su akar, yolunu bulur.
Bazen fazla dışa dönük yaşandığında içimizi unutabiliyoruz. Belki de zaman zaman içimize doğru bir yolculuk yapmamız gerekir. Galiba şimdi tam zamanı!
Sevgili dostlarım; sakin…
















