Hep düşünürdüm: Allah insanı neden yarattı, insanın en büyük sorumluluğu bu yaşamda nedir?
Uzun ve sağlıklı yaşamak, iyi bir nesil, zenginlik, mal mülk sahibi olmak… Olabilirdi… Herkesin hayali… Fakat bana emanet edilen bu hayatı sevgiyle, cesaretle ve farkındalıkla yaşayıp yaşayamadığımı düşünmeye başladım.
Genellikle sakin ve uysal olmaya özen gösterirdim. Uzlaşan ve uzlaştıran insanların bu yaşama bütünsel olarak bakabildiklerine inanırım. İnsan kendini tanıdığı zaman çok yorulmuyor, kırılmıyor.
Bir tarafım şiddet yanlısı, farkındayım. Bu durum beni ürkütmüyor, kendimi çok iyi tanıyorum. Çünkü biraz olsun içsel öfke ile büyüdüğümü fark ediyorum. İçimde dizginlemesi zor vahşi bir at sanki tepiniyor. Gölgemi anlıyorum. Beklentilerim arttıkça beni zorlayan takıntılar oluşmaya başlıyor. Sanki içim tir tir titriyor, tüm bedenimde güçsüzlük hissediyorum. Sanki ben bende değil, yukarılarda bir yerdeyim. Sessizlik hâkim duygularıma, alnımda bilemediğim bir gerginlik, kendime koyduğum bitmeyen teşhisler.
Şu sıralar hayatımda sevineceğim çok şey var ve ben sevinemiyorum. Neden bu kadar kendime karşı nevrotiğim, bilmiyorum. Tek bildiğim, istediğim bir şeye kavuştuğumda her insan gibi ben de tam olarak mutluluğu yakalayamıyorum. Uçuyor elimden, tekrar onu yakalamam gerekecek. Eyvah, bunun sonu yok galiba.
Anlıyorum ki ruhum büyümüş bir çocuk görüntüsünde, bir de hiç büyümeyen, hep bana yaramazlık yaptırmaya çalışan gölge yanım. Beni sürekli dürtüyor: “Hadi hadi, daha olmadı. Oldu ya… Yo, daha şu da var, bu da var.” Sonu teneşirde bitecek nevrotiklikler.
Ama olsun, bu “yeniden başla” diyen gölgem olmasa, yeniden duygularla, düşüncelerle beslenme olmasa, biraz düşüp kalkmalar olmasa, sıkışıp kalmışlıkların arasında hepimiz için yaşam biter. Sararır her yanımız. Yeni hedefler, yeni açılımlar, yeni olan her şeye karşı minnettarlık duymalıyım. Çünkü çocuk ruhuyla yaşayan koca bedenleri dizginlemek kolay değil.
Soracaksın, bileceksin, sorgulayacaksın, yılmayacaksın; hâlden hâle, değişimden dönüşüme yol alacaksın. Sen değiştikçe sıkılmışlıktan, usanmışlıktan az biraz nefes alacaksın. Yine de maratonun hiç bitmeyecek. Sadece bu dünyayı değil, ahireti de hesaplayarak yaşayacaksın.
Ölümden sonra insan ne olacak?
Bu soru gibi cevaplarını bilemediğim zihnimde sorular var. İnsanoğlunun merakı sonsuz, ulaşabildiği cevaplar sınırlı, hayat kısa… Ah, bu bilinmezlikler insanı bazen çok kırıyor. Tarif edilemez küslükler, kırgınlıklar oluşuyor.
Kızmak istiyorum, kırmak istiyorum. İçim içime sığamayacak kadar şiddete ev sahipliği yapıyor gibiyim. Olmak istediğim ben, ben değilim.
Nedendir bilinmez ama büyülü sözleri, “benzer benzeri çeker” yasasının kurbanıyım. Göze geldim, nazara geldim. Böyle nevrotik olma hâlinden çıkmam bu sefer uzun sürecek galiba.
Dualara da pek sık başvurmuyorum bu sıralar. Kur’an-ı Kerim’i de okumayı azalttım. Gölge yanım tembellik istiyor, dinî, millî ritüellerimi bile es geçiyorum. Sanki kanım donuk. Rahatsız hissediyorum. Neden bilmiyorum. Dışa yansıyan, içten içe kanayan nevrotiklik yaşıyorum bu sıralar.
Tedavilere cevap vermeyen bir hasta gibiyim. Doktoru belli değil, hastalığı belli değil, ilacı benim. Şaşkınlık içindeyim. Nasıl oluyor da insan insana şifa olamıyor? Dert bendeyse kendime derman olmak zorundayım.
Yöntemler deniyorum, hiçbiri işe yaramıyor. Beynim zonkluyor. Moralimi bozan şeyleri bulur gibi oldum bir anda: “İçsel çaresizlik.”
“Benzer benzeri çeker” doğru değil o zaman. Benzer benzeri çekse diğerini etkilemem lazım olurdu.
Acı çekmenin tadını çıkarmayı ifade eden bir kelimeye karşılık bir kelime bulamıyor insan. Kelimeler kifayetsiz, satırlar aralıklı sıralanıyor. Kalp atışlarım inişli çıkışlı. Bulutlu havalar dayanılmaz acı veriyor insana.
Gidecek bir kapı, çalacak bir müzik aleti, okunacak bir kitap yok. Hiçbir şey canı istemez insanın o sıkıcı anlarda.
Güzel bir çiçek görse, “A, bu da güzel mi acep?” diye dudak büküp içten içe kibirli tavırlarla gün boyu dolaşan kırgın, kızgın, üzgün kalplerin atışıyla bütün kâinat çınlar.
Anlıyorum ki görünmez zihinsel süreçlerimle ayrı bir dünyam var. Bir bedende ayrı ayrı, bağımsız ama iç içe bir dünya. Sevmediğim, hasır altı ettiğim şeyleri zihnim ısıtıp ısıtıp önüme koyuyor. “Sen busun işte!”
Anlıyorum ki ne kadar değiştiğimi düşünsem de bilinçaltım beni hep o ilk başladığım yere götürüyor. Kendimi tutmayı bilmesem beni sürekli bir yerlere sürükleyen yanım. O yanıma karşı kuşkucu yaklaşabildiğim için içsel savaşımı adaletle yönetebiliyorum.
Anlıyorum ki zihnim bir kara kutu… Duvara tosladığımda ilk öğrendiklerimleyim.
Ben bu kıvama tekrar tekrar nasıl geldim?
Kendi kendimden utanıyorum. Toparlanıyorum. Zihinsel, fiziksel, ruhsal en olgun hâlimle karşı karşıyayım. Hani cevaplarını bulduğum sorular? Hiçbiri yok şu an. Büyük bir bedende küçük bir zihinle baş başayayım. Bu kadar bilgi öğren, sorun çözme şeklin hâlâ eski olsun.
Ağrılarım azalır gibi oldu. Okumam gereken birçok kitap var. Şimdilerde her şeyi fark ederek yaşıyorum.
Yaş almak diyorlar. Öfkemin ana kaynağı sabırlı olmayı bana öğretti. Endişelenmeyi azalttım, her zaman kendimi aşabileceğimi düşünmeye başladım.
Bu sefer oldu galiba.
Kabul ve onay görmediğim zamanlarda, diğerinin düşüncelerinden dolayı üzülmek yerine daha çok kendime değer katmayı seçerim.
Bir gazete haberinde birçok kişiyi öldüren bir katilin çocukluğunda aşırı derecede kabul ve onay gören bir çocuk olduğu tespit edilmiş.
Uzmanlar, tapma derecesinde onay verilen bu çocuğun büyüdüğünde kendini değerli hissedemediğini, alıştığı onaya kavuşmak için suç işlemiş olabileceğini düşünmüşler. Hatta çok sayıda insanı öldüren bu katile bazı kişiler ona tabi olarak Mesih yakıştırması bile yapmışlar.
Kabul ve onay verilmedikçe iyi insan olmak için çabalamak gerektiğini mi düşünür insan?
Bir söz, aşağılama, alay edilme; iyi veya kötü her karşı bildirim, diğerinin gelişimine (eğer bu süreci doğru yönetebilirse) katkı sunabilir.
Yaşam bir futbol oyunu gibidir. Pasları iyi almaya çalışmak gerekir.
Yardım ettiğiniz her insan özgüven kazanır… Birinin yaşamını kolaylaştırdığınız her atılım… İnsanların aşmasına yardım ettiğiniz her engel… Öncelikle kendinize ve sonra dünyaya değer katar.
















