İçinde yaşadığımız çağ, her şeyin “hemen şimdi” ve “göz önünde” olmasını dayatan, hızı başarıyla, görünürlüğü ise var olmakla eş tutan amansız bir vitrin kültürü meydana getirdi. Tohumun toprağa düştüğü an ile meyve verdiği an arasındaki o muazzam sabır zamanı, modern insanın tahammül sınırlarının dışına itildi. Herkes bir gecede parlayan yıldızların, aniden yükselen kariyerlerin ve zahmetsizce elde edilen zaferlerin peşindeyken; doğa, köşesinde sessizce duran bir bilge gibi bize en kadim yasasını fısıldar. Bu yasanın benim için mükemmel bir örneği ise bambu ağacıdır.
Bir bambu tohumu toprağa ekildiğinde, biir yıl, iki yıl, hatta dört yıl boyunca toprağın üzerinde neredeyse tek bir yeşil yaprak, tek bir filiz belirmez. Dünya onun yanından geçerken “Hiç ilerlemiyorsun, boşa kürek çekiyorsun” diye fısıldar. Oysa bambu, dış dünyanın bu sığ yargılarına kulak tıkamış, var gücüyle karanlığın içinde, toprağın derinliklerinde çalışmaktadır. O, yukarı doğru çılgınca tırmanmadan önce, kendisini fırtınalara karşı ayakta tutacak olan kök şebekesini örmektedir. Görünürde hiçbir şey yoktur; ama içeride muazzam bir hazırlık, sessiz bir adanmışlık ve muhteşem bir sabır hüküm sürmektedir. Beşinci yılın sonuna gelindiğinde ise, o güne kadar sabırla örülen köklerden aldığı güçle, bambu sadece birkaç hafta içinde metrelerce yukarı fırlar.
İşte insan hayatının kırılma noktaları da tam olarak bu “görünmez büyüme” evrelerinde gizlidir. Dünya size “Hiç ilerlemiyorsun” dediğinde bunu hatırlamak gerekir; çünkü bazı büyümeler gözle görülmez.
İnsanın zihinsel, ruhsal ve duygusal olgunlaşma süreçleri de tıpkı bambunun ilk beş yılı gibidir. Başarısızlık gibi görünen duraksamalar, reddedilişler, bir türlü gelmeyen o beklenen haberler aslında birer durma noktası değil; derinleşme alanlarıdır. Toprağın altında sessizce güçlenen kökler, yukarıdaki hızlı yükselişin hazırlığıdır. Eğer o kökler zamanında ve sabırla örülmezse, yukarıdaki hızlı yükseliş sadece ilk fırtınada devrilecek bir kofluktan ibaret kalır.
Bu yüzden kendini başkalarının hızına göre yargılamak, bir bambunun yanındaki yabani otun birkaç günde büyümesine bakıp hayata küsmesi gibidir. Yabani ot hızlı büyür ama ömrü bir mevsimliktir; bambu ise sabırla kök salar ve yüzyıllara meydan okur. Hayat bazen seni bekletmiyordur; seni hazırlıyordur. İçinden geçtiğin o karanlık, sessiz ve durağan dönemler, gelecekteki sarsılmaz duruşunun harcıdır.
Unutmamak gerekir ki, varlığın yasasında hiçbir emek kaybolmaz; sadece biçim değiştirir ve doğru zamanı bekler. Her gecikme kayıp değildir; bazıları sağlam bir yükselişin temelidir.

















