Her kitap bittiğinde aynı duyguyu yaşıyorum. Sanki ailemize yeni bir üye katılmış gibi…
Aylarca, bazen yıllarca zihninizde yaşayan karakterler artık yalnızca size ait olmaktan çıkıyor. Onlar artık okurun hayal gücünde yaşamaya başlıyor. İşte bugün de o heyecanı yeniden yaşıyorum. Yeni romanım Avangart görücüye çıktı.
Yıllardır bilim kurgu üzerine yazılar yazıyor, bulunduğum her ortamda bu türün ülkemizde daha fazla gelişmesi gerektiğini anlatıyorum. Hep aynı şeyi savundum: Bilim kurgu yalnızca uzay gemileri, robotlar ya da uzak galaksiler değildir. Bilim kurgu, aslında insanı anlatmanın farklı bir yoludur.
Ve belki de en önemlisi…
Bilim kurgu sadece başkalarının yazdığı bir edebiyat değildir. Bizim de anlatacak hikâyelerimiz var.
Türk okurunun zihninde uzun yıllar boyunca oluşmuş küçük ama önemli bir önyargı olduğunu düşünüyorum.
“Bu tarz hikâyeler bizde geçmez.”
Sanki dünyanın kaderini değiştirecek bilim insanları yalnızca Amerika’da yetişebilir, büyük laboratuvarlar yalnızca Silikon Vadisi’nde kurulabilir, sıra dışı teknolojiler sadece yabancı filmlerde geliştirilebilirmiş gibi…
Oysa gerçek hayat bize bambaşka şeyler söylüyor.
Bugün dünyanın dört bir yanında çalışan Türk bilim insanları var. Savunma sanayiinden yapay zekâya, biyoteknolojiden uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda önemli projelerde görev alan mühendislerimiz, araştırmacılarımız ve genç girişimcilerimiz bulunuyor.
O hâlde neden bilim kurgu kahramanlarımız da bu topraklardan çıkmasın? Neden dünyanın kaderini değiştirecek bir keşif Ankara’da başlamasın? Neden sıradan görünen bir Türk genci, sıra dışı bir hikâyenin merkezinde yer almasın?
Ayrıca bu mantıkla pekâlâ süper kötülerimiz de bizden olabilir…
İşte Avangart tam da bu düşünceden doğdu.
Merak edenler için romanın konusundan da biraz bahsetmek istiyorum.
Kahramanımızın adı da ironik bir şekilde Kahraman’dır.
Fakat o, bildiğimiz anlamda bir kahraman değil.
Çağrı merkezinde çalışan, ay sonunu getirmekte zorlanan, ev sahibinden kaçan, hasta annesini yaşatmaya çalışan, hayatta sürekli yeniliyormuş gibi hisseden sıradan bir genç…
Aslında hepimizin çevresinde görebileceği biri. Belki apartman komşumuz. Belki otobüste yanımıza oturan kişi. Belki de aynaya baktığımızda gördüğümüz insan.
Ben önce onun insan olmasını istedim. Çünkü olağanüstü olayların etkileyici olabilmesi için önce sıradan hayatın gerçek olması gerekir. Bilim kurgu ancak o zaman inandırıcı olur.
Kitabı yazarken beni etkileyen en önemli düşüncelerden biri de şuydu: İnsan bazen hayatın en karanlık döneminde en büyük değişimini yaşar.
Kahraman’ın hayatına baktığınızda bunu görüyorsunuz.
Borçlar…
Hastane koridorları…
İş baskısı…
Yalnızlık…
Karşılıksız sevgi…
Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getiriyor ki artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını düşünüyor. İşte tam da böyle bir anda karşısına hayatını tamamen değiştirecek bir teklif çıkıyor. Romanın asıl bilim kurgu yolculuğu da burada başlıyor.
Kitabın adını neden Avangart koyduğumu da sık sık soruyorlar.
“Avangart” kelimesi, öncü demektir.
Yerleşmiş kalıpların dışına çıkabilen…
Yeni yollar açabilen…
Cesaret edebilen…
Ben bu ismin yalnızca romanın hikâyesini değil, vermek istediği mesajı da taşımasını istedim. Çünkü bilim de böyledir. Her büyük keşif, önce bir kişinin “Ya farklı düşünürsek?” sorusuyla başlar.
Bilim kurgu yazarken hiçbir zaman amacım geleceği tahmin etmek olmadı. Ben daha çok bugünü anlamaya çalışıyorum. Çünkü gelecek dediğimiz şey, aslında bugün verdiğimiz kararların toplamından başka bir şey değil.
Belki bu yüzden romanın merkezinde teknoloji kadar insan psikolojisi de var. Çünkü teknoloji değişebilir. Ama korkularımız, umutlarımız, sevgimiz ve fedakârlığımız değişmiyor.
Son olarak şunu söylemek istiyorum.
Yıllardır bilim kurgu üzerine yazıyorum. Şimdi yeniden bu düşüncelerimi bir romanın içinde okurla buluşturmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Umarım Avangart yalnızca okunacak bir roman olmaz.
Belki bir gencin “Ben de yazabilirim.” demesine vesile olur.
Belki bir öğrencinin bilime olan merakını biraz daha artırır.
Belki de bir okurun, “Evet, böyle hikâyeler Türkiye’de de yazılabilir.” demesini sağlar.
İşte o zaman bu kitabın gerçek yolculuğu başlamış olacak.
Ailemize yeni bir üye daha geldi.
Şimdi sıra onu sizlerle tanıştırmakta.
















