En baştan bir şerh düşerek başlayayım ki sesim yankılandığı yerde doğru anlaşılsın: Ben, bireyin kendi özel alanında, başkasının özgürlüğüne kastetmediği sürece tercih ettiği yaşam biçimine sonuna kadar saygı duyan biriyim.
Toplumsal bir arada yaşama kültürünün temel taşı, birbirimizin sınırlarına gösterdiğimiz bu koşulsuz saygıdır. Ancak bugün geldiğimiz noktada rahatsız olduğum şey, özgürlükler değil; bizzat sanatın kendisinin “mesaj verme” kaygısıyla manipülatif bir araca dönüştürülmesidir.
Son yıllarda medya ve eğlence sektöründe, azınlık haklarını koruma maskesi altında, toplumun yerleşik değerlerini ve izleyicinin nostaljik bağlarını adeta yeniden dizayn etme çabası gözle görülür hale geldi. Bu durum artık masum bir “temsiliyet” çabasından çıkıp, izleyiciye yönelik doğrudan bir dayatmaya dönüştü. İronik olan şu ki; ırkçılık ya da LGBT karşıtı görünen bu kararlar, hayran kitlelerini kutuplaştırarak aslında tam tersi bir etki meydana getiriyor.
Bir bilimkurgu tutkunu ve sıkı bir Star Trek hayranı olarak, heyecanla beklediğim Starfleet Academy dizisinde karşılaştığım manzara tam olarak buydu. Teknolojinin, görsel efektlerin ve devasa bütçelerin arkasına sığınan bir hayal kırıklığı… Modern medya, Star Trek evreninin en savaşçı, en onur odaklı ve belki de en “sert” ırkı olan Klingonları alıp, sırf güncel politik ajandaya hizmet etsin diye birer süs eşyasına çevirmiş.
Mesele bir karakterin cinsel tercihi değil; mesele o karakterin özüne, ırkının mirasına ve hikâye örgüsündeki mantığına ihanet edilmesidir. Star Trek evreni zaten her zaman kapsayıcı olmuş, her türlü tercihi sorunsuzca içine sindirmiş bir dünyadır. Ancak bir Klingon’u savaşçı kimliğinden soyutlayıp, onu sadece bir cinsel kimlik temsilcisine indirgemek, sanatın değil politikanın işidir.
Tıpkı Harry Potter hayranlarının Severus Snape gibi ikonikleşmiş bir karakterin görsel kimliğinin ani bir kararla değiştirilmesine tepki vermesi gibi; bizler de hikâyenin ruhunun zedelenmesine itiraz ediyoruz.
Sonuç ne oldu? “Zorlama” her zaman ters teper. Nitekim Starfleet Academy’nin devam etmeme kararı, izleyicinin bu yapay dayatmalara verdiği bir cevaptır. Sanat, toplumun hassasiyetlerini kaşıyarak gündem oluşturma sahası değildir. Sanat, bizi ortak duygularda buluşturan, o saf haliyle bizi birleştiren yegâne bağdır.
Bırakın eserler orijinal ruhunu korusun. Yeni şeyler söylemek istiyorsanız, yeni karakterler ve yeni evrenler üretin. Mevcut kültürel mirasları, kendi ideolojik çıkarlarınız için birer “laboratuvar faresine” dönüştürmekten vazgeçin. Aksi takdirde, Atatürk’ün o meşhur uyarısında olduğu gibi; sanatsız kalarak hayat damarlarımızdan birinin daha kopmasına kendi ellerimizle sebep olacağız.
Unutmayın; hangi görüşü savunursak savunalım, aynı gemideyiz ve geminin rotasını ideolojik hırslar değil, sanatın evrensel dürüstlüğü belirlemeli.
Kızgınım ama biliyorsunuz ben bir o kadar da pozitifim dostlar. Burada son sözü bir Klingon’a bırakıyorum: Qapla’! (Başarılar!)


















