Kapkara ekranların etrafımızı kuşattığı bu çağda, belki de en etkileyici ve bana göre en üzücü şey hayatımızın artık metal yığınları arasında yaşanması ve anlarımızın donuklaşması oldu. Eskiden hayat, yaşandığı anın içinde eriyen, hatırlandıkça tatlılaşan ya da acılaşan bir meyve gibiydi. Bugün ise durum bambaşka bir hâle döndü. O meyve bozuldu ve tadı kötüleşti. Artık yaşadığımız hayatı değil, gösterdiğimiz hayatı mı yaşıyoruz? Soru, asırlık bir klişeye dönüşmüş gibi görünebilir; ancak mesele Instagram ve TikTok’un veya birçok sosyal medya platformunun ne kadar zaman çaldığı ya da bizi ne kadar mutsuz ettiği değil. Mesele, çok daha farklı bir dönüşümde yatıyor: Deneyimin yerini performans aldı, yani siz de ne kadar aktifseniz o kadar yaşıyorsunuz. Eskiden yapılan bir şey, kendi özü için gerçekleştirilirdi. Bir kahve içmek damaktaki tatla, bir kitap okumak zihni güçlendirmeyle, bir seyahat ise yorgunluk ve keşif hissiyle ölçülürdü. Bugün ise bu eylemlerin hepsi görünmez bir jürinin önünde sergilenen birer provaya dönüştü. Ve bu jüri bazen onlarca, bazen binlerce kişiye dönüşebiliyordu.
Daha iyi anlaşılması için şu cümleler yeterli olur diye düşünüyorum: Tatile gitmek ile tatilde olduğunu göstermek arasındaki fark, tam da bu noktada ortaya çıkar. Tatil, insan zihninin ve bedeninin dinlenmesi, kabuğuna çekilmesi, özüne dönmesi, özünü dinlemesi veya dünyayı kendi gözleriyle anlamlandırması gereken bir süreç olduğunu düşünüyorum. Ne var ki performans çağı bunu ortadan kaldırdı. Artık tatil, bir mekân değiştirme veya dinlenme niyetinden ziyade, başkalarına “ben buradayım, yaşıyorum, tüketiyorum ve de mutluyum” mesajını ileten görsel bir kanıta dönüştü.
Deneyim, kişinin kendisine aittir; yaşanır, biter ve tortusu kalır. Performans ise doğası gereği bir izleyiciye ihtiyaç duyar. İzleyicinin olmadığı bir performans düşünülemez. Dolayısıyla, günümüz insanı günün büyük bir kısmını kendi hayatının hem yönetmeni hem de başrol oyuncusu olarak geçiriyor. Senaryosu seyirci tarafından yazılan… Kahvesini yudumlayan biri değil, kahve içtiği anı ölümsüz hâle getiren bir kameraman var artık karşımızda.
Bu durum, kaçınılmaz olarak bir gerçeklik krizini doğuruyor. Her anın kaydedilebilir, filtrelenebilir, gösterilebilir ve pazarlanabilir olması, insanı kendi hayatının bile yabancısı hâline getiriyor. Gün batımını izlerken içinden gelen o hayranlık hissi, yerini “Bunu nasıl kayıt altına alabilirim?” sorusuna bıraktığı an, o anın güzelliği bozuluyor. Çünkü deneyim kaydedilmeye başlandığı anda, yaşantı olmaktan çıkar ve bir maddeye dönüşür.
Sosyal medya, bize sınırsız bir ifade özgürlüğü sunarken aslında bizi en çok benzeyen kopyalar hâline getiriyor. Hepimiz milyonlarca ikiz hâline geldik. Herkesin aynı müzikler eşliğinde aynı açılardan gün batımı paylaştığı, aynı filtrelerle “özgün” olmaya çalıştığı bir dünyada kayboluyoruz. Gösterdiğimiz hayat, bir süre sonra o kadar baskın hâle geliyor ki, kişi gerçekte ne hissettiğini, neyi gerçekten sevdiğini, neyin ise sadece iyi göründüğünü ayırt edemez noktaya geliyor. Maske, yüzle birleşiyor ve yapışkan bir kimliğe dönüşüyor. Maskeyi çıkaramıyoruz ya da çıkarmak istemiyoruz.
Peki, bu performans belasından çıkmak mümkün mü? Bence mesele ekranları tamamen hayatımızdan çıkarmak ya da dijital dünyaya tamamen sırt çevirmek değil; mesele, bakış açımızı değiştirmekte yatıyor.
Gerçek hayat, kameraların kapandığı, kimsenin alkışlamadığı, beğen tuşuna basmadığı anlarda başlar ve yaşanır. Bir çayın soğumasını önemsemeden insanla yapılan koyu bir sohbet, hiçbir yere yüklenmeyecek o samimi yürüyüşler, başarısızlıkla sonuçlanan ama tamamen bize ait olan deneyimler… Bunlar, performansın sahte parıltısına karşı hayatın en sağlam zamanlarıdır.
Yazımızın son cümlelerini kâğıda dökerken belki de yeniden sormamız gereken soru şudur: Hayatımızı bir film setine çevirmekten vazgeçip, seyircisiz ama gerçekçi bir tiyatro sahnesine ne zaman dönüştüreceğiz? Çünkü unutmayalım ki, ömrün sonunda elimizde kalacak olanlar başkalarının alkışladığı paylaşımlar değil; kimsenin görmediği ama ruhumuzda iz bırakan gerçek anlar olacaktır.

















