İyi olmak, hayatın olağan akışı içinde bazen çok kolay, adeta çantada keklik bir durummuş gibi görünür. İnsanlar, her an ve her koşulda iyilik üreten bir kalbin bu duruşunu menfaatleri için kullanır. Oysa ketum olan, ne yapacağı kestirilemeyen, sınırları ve niyetleri karanlıkta kalan şahsiyetler, insan algısında her zaman daha gizemli ve çekici bir yer edinir. İçinde barındırdığı o bilinmezlik ve giz, o kişiyi topluluk içinde önemli, derin ve üzerine düşünülmesi gereken biriymiş gibi hissettirebilir. İyiler ise nasıl olsa her hâlükârda iyi kalmayı seçecekleri için, sanki onlarla olan ilişkilerdeki tüm sınırlar her durumda ve her an ihlal edilmeye müsaitmiş gibi algılanır. İyiliğin bu katıksız teslimiyeti, etraftaki insanlar tarafından bir zayıflık veya sınır yoksunluğu olarak yorumlanabilir. Hatta öyle bir tezat vardır ki hayatın içinde; bütün dünya dönüp sizin erdeminizi, ahlakınızı ve duruşunuzu takdir eder de siz kendi yakınlarınıza, en yakınınızda duranlara bir türlü yaranamazsınız. Çünkü onlar için siz hep iyilik yapmışsınızdır ve bundan sonraki ömrünüzde de yapacağınız yegâne şey sadece hep iyilik üretmektir. Bu durum yakın çevrede bir mecburiyet gibi algılanır ve değerini ne yazık ki sessizce kaybeder.
Oysa iyilik o kadar şeffaftır, o kadar aydınlık ve o derece nettir ki kötülük, bu berrak netliğin karşısında asla maske takamaz, kendisini uzun süre gizleyemez. İyiliğin parladığı bir iklimde, kötülüğün sadece kendisi değil, en cılız gölgesi dahi hemen görünür, kendisini ele verir. Işığın ve mutlak aydınlığın karşısında hiçbir şer odak renk değiştiremez; maskeler düşer ve kötülük neyse, en çıplak hâliyle o şekilde ortaya çıkmak zorunda kalır.
Bütün bu aşikârlığa, iyiliğin bu ezici aydınlığına rağmen kötülük yine de bazı kalplerin değişmez meskeni olmuştur. Kötücül duygularla beslenen bir ruh, içindeki bu zifiri karanlığa bir an olsun ara veremez, kötülük yapmaktan bir süreliğine dahi olsa vazgeçip tatile çıkamaz. Kötülük, doğası gereği süreklilik ister ve kararttığı kalbi nefessiz bırakana kadar işgalini sürdürür.
İyiliğin bu dünyadaki istikrarlı ve vakur duruşu, onu yıpratmak ve tüketmek isteyenler var oldukça zorlu bir sınav hâlini alır. Güzelliğin ortama tam anlamıyla nüfuz etmesi, adaletin ve erdemin kök salması adına süreç uzayıp gider. Hayatta taşların yerine sağlam oturması, hakikat duvarını oluşturan tuğlaların doğru kesimlerinin birbiriyle tam olarak örtüşmesi için zamana, emeğe ve en çok da büyük bir sabra ihtiyaç vardır. Burada sabır, sadece edilgen bir bekleyiş ya da çaresiz bir katlanma eşiği değildir; sabır, doğası gereği musibete talip olmak, onun getirdiği yükü omuzlamayı peşinen kabul etmek demektir. Tam da bu yüzden, gerçek iyilerin hayatta somut bir netice beklemek, anlık ödüller peşinde koşmak gibi bir mefhumları asla yoktur. Onlar, alkışlardan ve sonuçlardan bağımsız olarak, sadece ve sadece hep iyidirler.
Hayatın getirdiği musibetler, iyiler için birer yıkım değil, aksine ruhlarını olgunlaştıran birer kamçıdır. Yaşanan her bir zorluk, her bir musibet onlar için manevi mertebede bir seviye daha atlamak, ruhsal olarak yücelmek olarak kavramlaşmıştır adeta. İyiler bu yüzden hep kazanırlar; her zaman, anlık olarak değil ama nihai vadede hep kazanırlar. Zaman, onlar için ulaşılan bir netice çizgisi değil, sadece iyiliği icra ettikleri bir eylem çizelgesinden ibarettir.
Günün doğuşundan batışına kadar, hayat sahnesindeki her iş olabildiğince yolunda gitsin diye çırpınanlar vardır. İlişki içinde oldukları insanların, çevrelerindeki dostların, hatta hiç tanımadıklarının bile gerekli ihtiyaçlarına destek vermek adına adeta kendinden vazgeçerek koşturan bu güzel insanlar, günün sonunda yastığa başlarını koyduklarında bambaşka bir iklime geçerler. Bedenleri bitap düşmüş, mafsalları, eklemleri ve nihayetinde tüm uzuvları yorgunluktan sızlıyor olsa da ruhları tarifsiz bir sükûnete erer ve kalpleri tamamen dingindir. İyilikle çarpan bu kalpler hiçbir zaman kararmaz, kinle kokuşmaz ve hasetle çürümez.
İyilerin yüzü her daim parlaktır, gönlü sabırla aydınlanmıştır. Onlar, dünyadaki hırsların uzağında durdukları için zamanın yıpratıcı etkisinden de korunurlar ve çok güzel yaşlanırlar. Yaş aldıkça onların saçları dökülüp ağarmaz; aksine hayatın imtihanlarından geçerek arınır, ağarmaktan ziyade nurlanır. Böyle temiz ruhlarla aynı ortamı paylaşmak, aynı havayı solumak bile başlı başına bir huzurdur, büyük bir sükûnettir ve eksilmeyen bir berekettir.
İyiler, kul hakkını gözetmeyi ve hiç kimseye yük olmamayı bir yaşam biçimi, çiğnenemez bir ahlak kuralı olarak kabul etmişlerdir. Hayattaki her detayı, her işi ve adımı insana, çevreye faydalı olacak şekilde incelikle icra ederler. Hatta onların bu geniş merhameti ve içten iyiliği sadece insanı değil, tüm varlığı, doğadaki hayvanı, dalındaki bitkiyi, yerdeki taşı ve toprağı da kapsadığı için yaratılmış hiçbir şeye asla zulmetmezler. Aslında derinlemesine bakıldığında, evrendeki varlık hep iyilik maksadına binaen, bir lütuf olarak yaratılmıştır. Kötülük diye tanımladığımız, canımızı yakan ve bizi sarsan o aksi durumlar dahi aslında bir aynanın arkasındaki sır gibidir. O koyu sır tabakası olmadan ayna işlevini göremez, önündeki sureti yansıtamaz. Nasıl ki karanlık ancak aydınlığın varlığıyla biliniyor ve ayırt edilebiliyorsa, iyilik de ancak yeryüzündeki kirli, isli ve paslı fiillerin karşısında tam anlamıyla zuhur eder, asaletini gösterir ve görünür kılınır. İyiliğin yaydığı enerji son derece yüksektir, yapıcıdır ve kuşatıcıdır. Kötülük ise tüm heybetli görünüşüne rağmen aslında çok zayıftır ve son derece korkaktır. Üzerine azıcık cesaretle ve kararlılıkla gidilse, o parlak maskesi düşer ve gerçek, aciz yüzü hemen ortaya çıkar. Eğer bir ruh mecburiyetten, yaşamın zorunlu şartlarından dolayı şer safında kalmışsa, iyilik ona mutlaka bir gün galebe eder, onu sarar ve en nihayetinde dönüştürür. Lakin karanlık ruhun en derin hücrelerine kadar işlemişse, zehirli sarmaşıklar tüm benliğini tamamen kaplamışsa artık o kişinin, iyiliğin değerinin anlaşılmasına ve onun ortaya çıkmasına hizmet etmesi adına kötüler safında kalmasına hükmedilmiştir.
Ne olursa olsun, yolun sonunda iyiler hep kazanır. Hayat sahnesinde yanılsamaları değil, mutlak gerçeği kazananlar yalnızca iyilerdir.

















