Güzel olmak, her şeyden önce sakin olmaktır. Sessizdir; kimseyi rahatsız etmeden, incitmeden var olabilmektir.
Güzel olmak, hayata ve hakikate şahit olmak gibidir. Görünen her şeyi, tam da göründüğü yalınlığıyla kabul edebilme olgunluğudur. Güzel olmak şeffaftır, nettir. İçi neyse dışı da odur. Derin bir samimiyet barındırdığı için de kendisini savunmaya ihtiyaç duymaz. Zira hakiki güzellik, varlığını ispatlama telaşı taşımaz.
Oysa savunma hâli; var olmayan bir hadiseyi ya da niteliği, sanki varmışçasına iddia etme çabasıdır. İddia etmek ise yorucudur; altı boştur, temeli kaygandır. Sağlam bir zemine oturmadığı için sürekli arıza çıkarır, gürültü üretir. Sürekli bir savunma ihtiyacı duyan insan, hakiki bir kimlik arayışında bulunmaz. Kendi özünü ve hakikatini görmeye o kadar kapalıdır ki, sahip olduğu yüzeysel durumları asli kimliği zanneder. Ruhunu yükseltmeye ihtiyaç hissetmez; çünkü erişebileceği en son bilgi ve olgunluğa çoktan ulaştığına karar vermiştir. Buna bağlı olarak da diğer insanları hep aşağıda görür. Kriterleri dar ve sınırlı olduğu için zihninde farklı fikirlere yer yoktur. Bu sebeple ömrünü hep bir savunma siperinde geçirmeyi seçer; neticede de güzel olmanın o naif, zarif estetiğini kaybeder.
Dedim ya en başta; güzel olmak genişliktir. Alanı, kapsamı ve kalbi pek çok şeyi kuşatacak kadar engindir. Güzel olmak, tıpkı gökyüzü gibidir; koskoca, masmavi bir kubbe gibi her şeyi şefkatle sarmalar. Yeryüzü olanca genişliğine rağmen; kıtaları, okyanusları, dağları, bulutları ve ırmaklarıyla tek bir gök kubbenin kuşatıcılığı altındadır. Güzel olmak; yukarıdan bakmayı, yani büyük çerçeveden varlığa tebessümle yaklaşmayı gerektirir. Güzel olmak, güneş gibidir. Güneşin güzelliği; insandan hayvana, hatta minicik bir böceğin sırtındaki kabuğuna varıncaya dek her şeyi aydınlatıcı, besleyici ve hayat vericidir. Şıktır, ışıl ışıldır.
Güzel olmak, hakikatin hakikatidir; hakikat ise güzelin en güzel hâlidir. Ancak hakikate ermek, yalnızca edilgen bir izleyici olmak değil, hakiki bir şahit olmakla mümkündür.
Şahit olmak ise sadece kafa gözüyle bakıp geçmek değildir. İnsan, tüm donanımı ve gönül gözüyle muhatap olduğu her durumun ve eylemin şuurunda olmalıdır. İnsan, yaptığı her işin önünde, arkasında, sağında, solunda, altında ve üstünde; kısacası altı yönün her birinde ne olup bittiğinin farkında olmalıdır. Güzel olmak, tam manasıyla bu farkındalıktır.
Farkında olmak hayran olmaktır; hayran olmak ise varlığın her an şükrünü bilip, onu kıymetli bir emanet gibi koruyup muhafaza etmektir.
Güzellik bulaşıcıdır. İçten tebessüm eden bir yüze öfkeyle, hiddetle bakılamaz. Tebessümün arkasındaki o samimi iyi niyet; muhatabının hiddet ateşini, tıpkı bir demircinin tavındaki demiri dövüp yumuşattığı gibi eritir, onu kendi hayırlı akışına katar. Güzel olmak akışkandır; damarlarda dolaşan kan gibidir. Akan her şey hayat taşır. Coşkuyla akan bir ırmak, geçtiği her araziye can verir. Bitkiler ve ağaçlar o suyun akışıyla yeşerir, şımarır, bereketli meyveler sunar. Solucandan kuşa, kurttan böceğe her canlıya besin olur. Çağlayanlarıyla âleme endişe değil, neşe ve huzur dağıtır.
Nihayetinde güzel olmak, diri ve hareketli olmaktır; neşeli olmaktır. Hareket bolluktur, berekettir; bereketin olduğu yerde ise endişeye yer yoktur!

















