Açmıştım gözlerimi kanguru kesesinde,
Zıplayarak pamuktan bulutlara,
Koklamak için güneyin nefesini,
Bulmak için yeni dünyayı,
Avustralya’da…
Tutunmuştum Aborjin zıpkınlarına,
Fırlatılmak için ram olmuş
Bufalolara,
Üflemek için geçmişin tozlarını
Geleceğe,
Avustralya’da…
Firar etmiştim unutulmuş çağlardan,
Yitip gitmek için yine
Avustralya’da…
Bazı kaynaklarda “Yeni Dünya” olarak ifade edilen Avustralya, keşfedilmemiş birçok yönüyle gezegenin kuytu bir köşesinde duran bir ülkedir. Latince Australis kelimesinden türetilen ve “Güneye ait” anlamına gelen Avustralya, süreç içerisinde Romalıların, İspanyolların, Hollandalıların, Fransızların ve nihayetinde İngilizlerin keşif çalışmalarına muhatap olmuştur. Genel olarak “bilinmeyen topraklar” olarak sınıflandırılan Avustralya, zikrettiğimiz ulusların bilinmezliği aşma yolculuğunda özel bir hedef bölge olmuştur. Birçok faktör doğrultusunda yapılan bu keşif çalışmaları, mevcut bölgelerinden ayrılıp yeni yerler arayan maceracı uluslara yeni dünyalar açmıştır. Keşif çalışmaları, insanoğlunun bilinmezliğin sınırlarına yönelik zorlayıcı ve cesaret dolu devinimine somut bir örnek olmuştur.
Öte yandan, varlığı binlerce yıla dayanan Aborjinler, bu bölgenin ve dünyanın en eski halklarından biri olarak kabul edilmektedir. Aborjinlerin sahip olduğu “düş zamanı” inancı, evrenin zaman ve mekân dışı kocaman bir döngü çerçevesinde değerlendirilmesine dayanmaktadır. Bu inanca göre kutsal ruhlar; bugün, geçmiş ve geleceğin bir arada olduğu bir zaman diliminde evreni dizayn etmiştir. Bu dizayn sürecinde ise en önemli unsur doğadır. Aborjinlere göre doğa, birçok ruhun toplandığı, dokunulmaz ve saygın bir alandır. Kabileler ise evreni dizayn eden kutsal ataların şarkılarıyla oluşmuştur. Bu doğrultuda, evrenin kutsal bir döngü çerçevesinde ilerlediğine inanılmaktadır. Dolayısıyla bu topraklar, kendisini keşfe çıkan ulusları “düş zamanı” döngüsüne sokarak onlara zamanlar ve mekânlar üstü bir ambiyans yaşatmıştır.
Bir diğer taraftan, Avustralya’nın ulusal sembollerinin başında kangurular gelmektedir. Kangurular çok yükseğe sıçramalarıyla bilinirler. Ayrıca kangurular, yavrularını vücutlarında bulunan ve “kese” adı verilen bir yapıda tutmaktadırlar. Bu itibarla kangurular, insanlığın ve bu minvalde ulusların Avustralya topraklarındaki sıçrayışını ve doğruluşunu temsil etmektedir adeta. Bunun yanı sıra, gözlerini bir kanguru kesesinde açan yavru kangurular da uluslar açısından bu mistik coğrafyada yeniden doğuşu ve bu yeni toprakları temaşa etmeyi sembolize etmektedir. Netice itibarıyla, bu topraklarda var olmuş uluslar, bu bölgenin kadim ve doğal sembolleriyle bütünleşik bir görüntü çizmişlerdir. Avustralya, dünyanın hem geçmişine hem de esrarengiz geleceğine, sahip olduğu eşsiz özellikleriyle yön vermeye devam edeceğe benzemektedir.

















