Bazı hikâyeler vardır; çocuklara anlatılır ama aslında en çok büyüklerin anlamaya ihtiyacı vardır. Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık hikâyesi de onlardan biridir.
Küçücük bir derede başlayan bu hikâye, aslında hepimizin hayatından bir parça taşır. Çünkü hepimizin önüne bir gün aynı soru çıkar: “Hayat gerçekten bana gösterilen yerden mi ibaret?”
Küçük Kara Balık, yaşadığı derenin içinde her gün aynı yerlere gidip gelmekten yorulur. Diğer balıkların alıştığı hayat ona yetmez. Derenin nereye aktığını, dağların ardında ne olduğunu, dünyanın gerçekten anlatıldığı kadar küçük olup olmadığını merak eder. Çevresindekiler ise onun merakını anlamaz.
Çünkü çoğu insan gibi onlar da bildikleri yerde kalmayı güvenli bulurlar. Bilmedikleri her şey tehlikelidir onlar için. Gitmek isteyen kişiyi vazgeçirmeye çalışırlar; çünkü bazen birinin cesareti, başkasına kendi korkaklığını hatırlatır.
Hayatta da böyle değil midir?
Bir karar verdiğinizde hemen birileri çıkar karşınıza:
“Yapamazsın.” Bu yaştan sonra ne gerek var? Düzenini bozma. Başına iş açma. Elindekinin kıymetini bil.
Bazen bu sözleri söyleyenler kötü niyetli değildir. Sadece kendi korkularını sizin yolunuza koyarlar. Kendilerinin geçemediği kapılardan sizin de geçemeyeceğinizi düşünürler. Oysa herkesin denizi başka yerdedir. Kimimizin denizi yeni bir başlangıçtır. Kimimizin yıllardır ertelediği bir hayaldir. Kimimizin denizi bir şehirden ayrılmak, bir mesleğe başlamak, yeniden sevmek ya da artık kendisini tüketen insanlara “hayır” diyebilmektir.
Bazen de insanın denizi yalnızca kendisi olabilmektir.
Küçük Kara Balık’ın en güzel yanı korkusuz olması değildir. Çünkü cesaret, hiç korkmamak değildir. Cesaret, korkuya rağmen yoluna devam edebilmektir.
İnsan da hayatında bazı yolları tek başına yürümek zorunda kalır.
Yanınızda yıllardır bulunan insanlar, değişmeye başladığınızda sizi anlamayabilir. Sizi eski hâlinizle sevdikleri için yeni hâlinize alışamayabilirler. Çünkü siz büyüdükçe bazı ilişkiler küçülür; siz değiştikçe bazı kalıplar dar gelmeye başlar.
İşte o zaman insanın içinde küçük bir kara balık uyanır.
“Ben başka bir hayatın mümkün olup olmadığını görmek istiyorum,” der.
Ve belki de asıl değişim tam burada başlar.
Çünkü hayat, yalnızca nefes almak değildir. Aynı sabaha uyanıp aynı şeyleri yaparak yılları birbirine eklemek de değildir. Yaşamak biraz merak etmektir. Biraz sorgulamak, biraz yanılmak, biraz kaybolmak ve sonunda kendine ait yolu bulmaktır.
Elbette her yolculuğun bedeli vardır. Bazen yanlış insanlara güvenirsiniz. Bazen yorulursunuz. Bazen çıktığınız yoldan dönmek istersiniz. Hatta bazı geceler, “Keşke hiç başlamasaydım,” dediğiniz bile olur.
Ama sonra dönüp geriye baktığınızda şunu fark edersiniz: Artık eski derenize sığmıyorsunuzdur. Çünkü gördükleriniz sizi değiştirmiştir.
İnsan bir kere kendi gücünü gördüğünde eskisi gibi yaşayamaz. Bir kere “hayır” demeyi öğrendiğinde her şeye “evet” diyemez. Bir kere kendi değerini fark ettiğinde kendisini değersiz hissettiren insanların yanında eskisi kadar uzun kalamaz.
Belki büyümek tam olarak budur.
Herkesin yüzdüğü yönde yüzmek yerine bazen akıntıya karşı gitmeyi göze almak… Çünkü kalabalıkların gittiği yön her zaman doğru yön değildir.
Hayatımız boyunca bize güvenli dereler gösterilir. Ailemiz, çevremiz, toplum, alışkanlıklarımız… Hepsi görünmez sınırlar çizer. “Buraya kadar gidebilirsin,” derler. Ama insanın ruhu bazen o sınırların ötesini merak eder ve bence insan, içinde o merakı hâlâ taşıyabiliyorsa yaşlanmamıştır. Kaç yaşında olursak olalım yeni bir şey öğrenebiliyorsak, yeni bir hayal kurabiliyorsak, hayatımızdaki yanlışları değiştirebiliyorsak içimizde hâlâ o Küçük Kara Balık yüzüyordur.
Belki de mesele denize ulaşıp ulaşmamak bile değildir. Mesele, derenin dünyanın tamamı olduğuna inanmamaktır.
Mesele, başkalarının korkularını kendi kaderimiz sanmamaktır.
Mesele, bir gün dönüp hayatımıza baktığımızda: “Ben kendi hayatımı yaşadım.” diyebilmektir.
Çünkü insanın en büyük pişmanlığı çoğu zaman yaptığı yanlışlar değildir. Yapabilecekken yapmadıklarıdır. Söyleyebilecekken sustukları, gidebilecekken kaldıkları, başlayabilecekken erteledikleridir.
Bu yüzden bazen insan da Küçük Kara Balık olmalı.
Kendisini küçücük bir dünyaya mahkûm edenlere rağmen yüzmeli. Korksa da yüzmeli. Yorulsa da yüzmeli. Bazen yalnız kalsa da yüzmeli. Çünkü derenin sonunda ne olduğunu öğrenmenin tek bir yolu vardır: Yola çıkmak.
Ve kim bilir…
Belki yıllardır uzaktan baktığımız o büyük deniz, sandığımız kadar uzakta değildir. Belki de bizi ondan ayıran tek şey, başkalarının “gidemezsin” sözlerine verdiğimiz değerdir.
Öyleyse bırakın bazıları derede kalmayı seçsin.
Siz içinizde hâlâ başka suları merak ediyorsanız, yüzmeye devam edin. Çünkü bazen insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, herkesin gösterdiği kıyıda kalmak yerine kendi denizini aramaya cesaret etmektir.
Hepimizin içinde küçük bir kara balık vardır.
Sevgiyle, iyi okumalar…

















