Bir koku…
İnsanı aynı anda hem geçmişte hem de gelecekte yaşatabilir.
Fırından yeni çıkmış ekmek kokusu, çocukluğumuzdaki kalabalık sofralara götürür bizi. Yağmurdan sonra toprağa sinen o eşsiz koku, soba başında toplanan aileyi hatırlatır. Bir parfüm ise yıllar önce yaşanmış duyguları yeniden canlandırır; geride bıraktığımız birini, sanki yanı başımızdaymış gibi hissettirir.
Bu örnekler çoğaltılabilir. Çünkü hepsinin ortak bir noktası vardır: Hafızamız sadece gördüklerini ve duyduklarını değil, kokladıklarını da unutmaz.
İnsan bazen bir fotoğrafın ayrıntılarını unutur, bir anının yüzünü seçemez. Ama bir koku… Hiç beklenmedik bir anda gelir ve bizi yıllar öncesine götürür. Sanki zaman aradan çekilir, geçmiş yeniden bugüne karışır.
Bunun nedeni, kokunun beynimizde duyguların ve anıların işlendiği merkezle doğrudan bağlantılı olmasıdır. Belki de bu yüzden bir koku sadece burnumuza değil, kalbimize de ulaşır.
İşte bu yüzden bazı evlerin, bazı insanların ve bazı duyguların kokusu hiç unutulmaz.
Anne mutfağından yükselen yeni pişmiş kekin kokusu… Belki de bu yüzden sade kekin adı çoğumuzun zihninde “Anne keki”dir. Çünkü onun tarifi sadece un, yumurta ve şekerden ibaret değildir; içine sevgi, güven ve çocukluk da karışmıştır.
Anılar zamanla silikleşebilir. Takvim yaprakları değişir, yıllar geçer. Ama bir koku, bütün o mesafeyi birkaç saniyede ortadan kaldırabilir. O an ne saatin ne de tarihin bir önemi kalır. Bedenimiz bugünde olsa da kalbimiz geçmişteki o güzel ana konuk olur.
Ve birkaç saniyeliğine yeniden çocuk oluruz. O mutlu çocuklar…
Kısacası, kokular basit bir duygu değildir. Onlar görünmeyen bir zaman makinesidir. Sessizce gelir, dokunmadan dokunur ve bize unuttuğumuzu sandığımız en değerli anıları yeniden hatırlatır.

















