Bazı değişimler istatistiklerle ölçülmez. Bir ülkenin kaderindeki değişimi bazen fabrikalarında, laboratuvarlarında ya da üniversitelerinde değil; insanların nereye baktığında görürsünüz.
Uzun yıllar boyunca başımızı öne eğmek zorunda kaldık. Geçim derdi, hayatın telaşı, memleketin bitmeyen meseleleri…
Ve günümüzde hâlâ aynı meselelerle boğuşmaya devam ediyoruz. Şu bir gerçek, insanlık tarihi boyunca bunlar hiçbir zaman eksik olmadı. Dün de vardı, bugün de var, yarın da olmaya devam edecekler.
Ama insanı ve toplumları ileriye taşıyan şey, bütün bu dertlerin arasında bir an olsun başını kaldırıp önüne, daha uzağa, daha yukarıya bakabilmesidir.
İşte son yıllarda Türkiye’de beni en çok mutlu eden değişimlerden biri tam da bu.
İnsanlarımız yeniden gökyüzüne bakmaya başladı.
Ağustos ayının yıldızlı gecelerinde bunun çok daha fazla farkına varıyoruz. Perseid meteor yağmurunu izlemek için gözler gökyüzüne çevriliyor, astronomi gözlem etkinlikleri ve gökyüzü kampları büyük ilgi görüyor. Bu ay gerçekleşen tam Güneş tutulmasını canlı izleyemeyen bizler, ne mutlu ki İspanyolları kıskanıyoruz. 😊
Öyle ki bazı etkinliklerde yer bulmak neredeyse mümkün değil. Teleskopların başında çocuklar, gençler, anne babalar hepsi aynı merakla bekliyor.
Yarım yüzyılı devirmiş bir Türk vatandaşı olarak bu manzarayı görmek bana hüzünlü bir sevinç veriyor. Çünkü keşke daha önce olsaydı.
Tesellim ise belli, geç olsun ama güç olmasın.
Birkaç yıl önce Leonardo DiCaprio’nun başrolünde olduğu Don’t Look Up filmi, yaklaşan bir göktaşına karşı toplumu uyarmaya çalışan bilim insanlarının yaşadığı absürt durumu anlatıyordu. Filmin adı bile başlı başına bir ironi taşıyordu: “Yukarı Bakma!”
Sanki dünyanın en büyük tehlikesi bile gözümüzün önünde dururken, gündelik telaşlar ve başka hesaplar yüzünden başımızı kaldırmamamız isteniyordu.
Ben bugün bunun tam tersini söylemek istiyorum:
Hey! Gökyüzüne bak.
Çünkü gökyüzüne bakmak yalnızca yıldızları seyretmek değildir. Merak etmektir. Sormaktır. Öğrenmektir. Bilimin peşinden gitmektir. Ve belki de en önemlisi, geleceği hayal etmektir.
Güneşi balçıkla sıvamak mümkün olmadığı gibi, insanın merakını da sonsuza kadar bastırmak mümkün değil.
Bugün artık çocuklarımız teleskopların başında gökyüzünü izliyor. Gençler astronomiyle, uzay teknolojileriyle, roketlerle, uydularla ve havacılıkla ilgileniyor. Üniversite çağındaki gençler için birkaç yıl önce hayal gibi görünen alanlar bugün gerçek birer kariyer seçeneğine dönüşüyor.
Üstelik bunda devletin son yıllarda uzay ve havacılık alanında attığı adımların da önemli bir payı var. Türkiye’nin Milli Uzay Programı, Ay’a yönelik hedefleri, roket ve uydu teknolojilerindeki çalışmalar ve gençleri bilime yönelten gökyüzü gözlem etkinlikleri, yıllardır özlemini duyduğumuz bir zihinsel dönüşümün işaretlerini taşıyor. Yeri gelmişken dün bir basın açıklaması yaptı. Bakan, Somali de ülkemize ait bir fırlatma rampası projesinin hayata geçirileceği müjdesini verdi. Bu harika bir haberdi.
Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözü de bugün başka bir anlam kazanıyor. Bu söz yalnızca gökyüzünde uçmayı değil, geleceği orada aramayı anlatıyordu.
Belki uzay yarışına biraz geç dahil olduk.
Belki başka ülkeler bizden çok önce yola çıktı.
Ama bir millet için bazen en önemli şey yarışa ilk başlayan olmak değil, doğru yöne yürümeye başlamaktır.
Ve bugün Anadolu’nun farklı köşelerinde teleskopların başında saatlerce gökyüzünü bekleyen gençleri gördüğümde, ben biraz da geleceğimizi görüyorum.
İçlerinden biri yarının astronomu olacak.
Bir başkası roket mühendisi.
Bir diğeri uydu teknolojileri geliştirecek.
Belki içlerinden biri, Türkiye’nin Ay’a göndereceği bir aracın tasarımında çalışacak.
Kim bilir?
İşte bu yüzden üniversite tercihi yapacak gençlere özellikle şunu söylemek istiyorum: Geleceğin mesleklerine yalnızca bugünün dünyasının penceresinden bakmayın.
Uzaya bakın. Roket bilimine bakın. Astronomiye, uydu teknolojilerine, havacılığa, yapay zekâya ve uzay mühendisliğine bakın. Çünkü dünya değişiyor. Uzay artık yalnızca bilim insanlarının merak ettiği uzak bir alan değil; ekonomisi, teknolojisi, mühendisliği ve yeni meslekleriyle geleceğin en önemli çalışma alanlarından biri.
Benim kuşağım gökyüzüne daha çok hayranlıkla baktı.
Umarım çocuklarımız ve torunlarımız yalnızca hayranlıkla bakmaz.
Üretir. Tasarlar. Keşfeder. Oraya ulaşır.
Çünkü mesele yalnızca gökyüzünü seyretmek değil. Mesele, bütün sıkıntılarımıza rağmen başımızı kaldırabilmek.
Geçim derdimizi, günlük telaşımızı, memleketin sorunlarını inkâr etmeden; onların arasından sıyrılıp biraz daha uzağa bakabilmek.
Dünya her zaman zor bir yerdi. Ama insanlık, başını yerden kaldırıp ufka baktığı için ilerledi.
Şimdi sıra bizde. Haydi ne duruyorsunuz?
Kaldırın başınızı!
















