Bir gün minicik avuçlarına parmağınızı verir, yürümeyi öğretirsiniz. Bir gün ayakkabısının bağcıklarını bağlarsınız. Bir gün okul kapısında arkasından bakarken “Ne çabuk büyüdü.” dersiniz.
Sonra o gün gelir… Valizin fermuarı kapanır. Pasaport hazırdır. Uçak bileti cebindedir. Ve yıllarca “Üşüme.”, “Aç kalma.”, “Kendine dikkat et.” diye peşinden koştuğunuz çocuk, bu kez başka bir ülkeye, başka bir gökyüzüne doğru yürür. Kolların hep açık kalırken, sarılacak bedenin senden uzaklaşması… Anne olmak biraz da budur.
Oysa biz çocuklarımızı yanımızda tutmak için değil, kanatlarını güçlendirmek için büyüttük. İlk düştüğünde kaldırdık. İlk korkusunda elini tuttuk. İlk başarısında ondan daha çok sevindik. Ödevlerinin başında oturduk. Sınav gecelerinde birlikte heyecanlandık. Bazen öğretmeni olduk, bazen teyzesi… Bazen en yakın arkadaşı olduk. Yeri geldi birlikte güldük, yeri geldi gözyaşlarını sessizce sildik.
Bir çocuğu büyütmek, sadece ona yemek yapmak ya da okul hazırlamak değildir; onun yol arkadaşı olmaktır. Şimdi ise en zor sınav bizimkisi… Elini bırakabilmek. Sevgi bazen sımsıkı tutmak değil, güvenerek bırakabilmektir.
Evin içinde eksilen sadece bir oda dolusu eşya değildir. Masadaki boş sandalye… Sessiz ve düzenli kalan oda… Kapısı artık eskisi kadar açılıp kapanmayan bir ev… Hepsi annenin yüreğinde ayrı bir boşluk bırakır. Ama o boşluğun içinde çok kıymetli bir şey daha vardır. Gurur…
O çocuk, bir zamanlar sizin dizinizin dibinde kurduğu hayalleri şimdi dünyanın başka bir köşesinde gerçekleştirmeye gidiyordur. Belki geceleri saat farkını hesaplayacaksınız. “Acaba şimdi uyandı mı?” “Bugün nasıldı?” “Yeni arkadaşlar edinebildi mi?”diye içinizden onlarca soru geçecek. Sonra telefon çalacak. “Anne, iyiyim.” O iki kelime, kilometrelerce uzaklığı birkaç saniyeliğine unutturacak.
Annelik hiç bitmiyor. Sadece şekil değiştiriyor. Eskiden çantasına sandviç koyuyordunuz. Şimdi bavuluna memleket kokusu koyuyorsunuz.
Çocuklar aslında bize ait değiller. Biz onların ilk limanıyız. Sonra denize açılıyorlar. İyi annelik; gemiyi limanda sonsuza kadar tutmak değil, fırtınaya dayanabilecek kadar sağlam şekilde inşa edebilmektir.
Bugün içiniz burkulabilir. Valiz kapanırken boğazınız düğümlenebilir. Havaalanında son kez sarılırken zaman dursun isteyebilirsiniz. Ama bilin ki her kuşun bir gün uçması gerekir. Uçmayan kuş gökyüzünü tanıyamaz.
Anneler, canlar, canından can verenler… Onlar çocuklarını özlemeyi de severek öğrenirler. Belki aranızda okyanuslar, denizler olacak. Veeee o minik kuş yuvasından ayrılır… Ama döneceği yerin kokusunu arkasında bıraktığı kaleyi hiç unutmaz.
Bir çocuk nereye giderse gitsin, annesinin sevgisini yanında taşır. Yollarınız açık olsun minik kuşlarımızzzzzzzz …..
















