Güzellik, bakanın gözündedir. (Margaret Hungerford)
O gün hava güneşli, hafif esintili bir sonbahar günüydü. Gökyüzü tertemiz ve masmavi güzelliğiyle etrafı sarmıştı. Bugün hava sanki yazı andırmayı hedeflemişti. Sanki bugün sonbaharın ilkbaharıydı. Benim içim de öyleydi. İçim kıpır kıpırdı.
Etrafı gözlemleyerek yürüyordum seni düşünerek. Aklıma dolu dolu bir şeyler anlattığın, anlatırken de güzelliğin geliyordu. Çok da güzel biri değildin. Gerçi bunu sen söylüyordun. Sahi, ne idi güzellik? Bir insanın dış görünüşü, çok temiz, şık bir giyim tercih etmesi miydi? Çok güzel veya yakışıklı olması mıydı?
Veya otobüste birine yer vermek, yürümekte zorlanan yaşlı bir amcayı karşıdan karşıya geçirmek miydi? Yoksa sıcacık enerjisiyle etrafına mis kokan o enerjisini yaymak mıydı? İlişkiden keyif almak mıydı? Veya güzellik neyin tadındaydı? Oysa çok basit şeylerde çok büyük güzellikler saklı olabiliyordu, değil mi?
Güzellik güzel olabilmek miydi, yoksa güzel davranışlarla başkalarını da güzelleştirmek miydi? Kendine mi güzel gözükmek miydi, yoksa başkalarına? Hangisi daha önemliydi? Yoksa her ikisi de mi?
Herkesin bu sorulara bir cevabı var ama sanırım bugün benim gözüme senin güzelliğinin kaçtığı kesindi. Çünkü aklıma bu dostluğumuz geldiğinde kalbimde de, aklımda da içimi ısıtacak neşe dolu bir his gelir ve bu beni iyi hissettiriyor. İyi ki varsın ve iyi ki hayatımdasın. İyi ki yollarımız kesişmiş…
Peki ya sizin? Şu an görmeseniz bile aklınıza geldiğinde kalbinizi ısıtan, gözlerinizi güldüren kaç kişi var hayatınızda? İyi ki varsın diyebileceğiniz veya diyebildiğiniz kaç insan kazandırdınız hayatınıza?
















