Eylül geldiğinde hayatın ritmi bir anda değişiyor. Tatilin yavaşlığından çıkıp yeniden saatlere, planlara, sorumluluklara dönüyoruz. Okullar açılıyor, işler yoğunlaşıyor, hedefler yeniden konuşulmaya başlanıyor. Her yerde aynı cümleleri duyuyoruz: “Bu dönem daha düzenli olacağım.” “Bu yıl kendime daha çok zaman ayıracağım.” “Artık bazı şeyleri değiştirmeliyim.” Yeni başlangıçların heyecanı güzel, hatta gerekli. Fakat çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir şey var: Takvim değiştiğinde insanın içindeki yükler otomatik olarak değişmiyor.
Psikolojik danışmanlık sürecinde yeni bir dönemin başında sık karşılaştığım durumlardan biri, insanların kendilerinden bir anda bambaşka bir performans beklemeye başlaması. Öğrenci daha başarılı olmalı, daha disiplinli çalışmalı, ebeveyn daha kontrollü olmalı, yetişkin hayatını nihayet düzene sokmalı… Sanki yeni bir dönem, geçmişte yapamadıklarımızın hesabını kapatmak için bize sınırsız bir fırsat veriyormuş gibi düşünüyoruz. Oysa insan geçmiş deneyimlerinden bağımsız başlamıyor yeni bir döneme. Yanında alışkanlıklarını, kaygılarını, kırgınlıklarını, başarısızlıklarını ve kendisi hakkında geliştirdiği düşünceleri de getiriyor.
Bunun özellikle öğrenciler açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Bir öğrencinin yeni eğitim dönemine yalnızca ders programıyla değil, geçen yıl kendisi hakkında oluşturduğu düşüncelerle de başladığını unutmamak gerekiyor. “Ben matematikte iyi değilim.”, “Ben zaten dikkatimi toparlayamıyorum.”, “Ne kadar çalışsam da başarılı olamıyorum.” gibi cümleler, zamanla birer yorum olmaktan çıkıp kimlik tanımına dönüşebiliyor. Böyle bir öğrenciye yalnızca yeni hedefler koymak her zaman yeterli olmayabilir. Bazen önce eski hikâyenin yeniden ele alınması gerekir. Çünkü insan kendisi hakkında neye inanıyorsa, çoğu zaman davranışlarını da o inancın sınırları içerisinde şekillendiriyor.
Yetişkinlerde de benzer bir durum var. Yeni bir başlangıç yapmak istiyoruz ama çoğu zaman önce neden aynı yerde kaldığımızı anlamadan harekete geçiyoruz. Daha fazla çalışmaya, daha fazla plan yapmaya, daha disiplinli olmaya odaklanıyoruz. Fakat bazen ihtiyaç duyduğumuz şey yeni bir hedef değil; bizi o hedeflerden uzaklaştıran içsel engeli fark etmek. Sürekli erteleyen bir insan gerçekten tembel midir, yoksa başarısız olma ihtimalinden kaçıyor olabilir mi? İnsan neden karar veremiyordur? Gerçekten ne istediğini bilmiyor mudur, yoksa yanlış seçim yapmaktan mı korkuyordur? Davranışın arkasındaki psikolojik nedeni anlamadan yalnızca davranışı değiştirmeye çalışmak, çoğu zaman kısa süreli bir çözüm getiriyor.
Belki de yeni başlangıçları bu kadar büyütmemizin bir nedeni de kendimize sürekli yeni bir versiyon oluşturmaya çalışmamız. Daha başarılı, daha üretken, daha sosyal, daha disiplinli… Fakat insan bir proje değildir. Her dönem yeniden tasarlanması gereken bir varlık da değildir. Bazen gelişmek, kendimizi baştan tasarlamak değil; kendimizle kurduğumuz ilişkiyi biraz daha sağlıklı hâle getirmektir. Kendimize yönelttiğimiz sert dili fark etmek, başarısız olduğumuzda kendimizi bütünüyle başarısız ilan etmemek, ihtiyaçlarımızı başkalarının beklentilerinden ayırabilmek de bir gelişimdir.
Bu nedenle yeni bir dönemin başında kendimize yalnızca “Bu yıl ne başaracağım?” diye sormak yerine, biraz daha farklı bir soru sorabiliriz: “Bu yıl kendime nasıl davranacağım?” Çünkü hedefler değişebilir, planlar bozulabilir, beklemediğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz. Fakat kendimizle kurduğumuz ilişki, bütün bunların ortasında bize eşlik eder. Başarıya ulaştığımızda da, ulaşamadığımızda da kendimizle baş başa kalırız.
Yeni başlangıçların değeri geçmişi silmelerinde değil, geçmişten öğrendiklerimizi bugüne taşıyabilmemizde saklı. Bu yüzden Eylül’ü kusursuz bir başlangıç yapmak zorunda olduğumuz bir dönem gibi görmek yerine, kendimizi biraz daha yakından tanımak için bir fırsat olarak değerlendirmek belki daha gerçekçi. Çünkü hayatın hiçbir dönemi tertemiz bir sayfa değildir. Her yeni sayfanın altında önceki sayfaların izleri vardır.
Ve belki de gerçek başlangıç, “Bu kez her şeyi farklı yapacağım.” demek değil; “Bu kez kendimi biraz daha anlayarak ilerleyeceğim.” diyebilmektir.
















