Türk futbolunun geleceği…
Ülke insanları olarak her türlü olumsuz tabloya rağmen yine de en mutlu olduğumuz an, futbol müsabakalarını izlediğimiz anlar oluyor.
Ama nasıl!?
27 Ekim 2025 yılında başlayan bahis skandalları, Millî Takımımızın Dünya Kupası’na katılması nedeniyle turnuva sonuna bırakılmıştı.
Millî Takımımız, beklenmedik şekilde başarısız bir turnuva sonucu ülkemize erken dönünce yetkililer de hazırlıksız yakalanmış olacak ki transfer dönemi hazırlıkları derken sezon başladı.
Başladı başlamasına ama tartışmalar, hakem olayları ve yine yöneticilerin algı yaratan açıklamaları kaldığı yerden, daha yüksek perdeden gündeme oturdu.
Türk futbolunun gelişmesini istemeyenler, otuz yıl evvel başlattıkları gidişata nirvana yaptırdıkları anda gemi su almaya başlamış ve liyakatsiz insanların yaptıkları usulsüzlük, mobbing ve tehditkâr davranışlara dur diyen adalet sistemine tosladılar.
Ülkemizi dünyaya rezil eden bu gelişmeler, umarım kötü gidişatın sonu olur da futbol dünyamız istenilen seviye için adımlar atılmaya başlanır.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, biz spor ve futbolseverler olarak içinde bulunduğumuz olumsuzluğu olumlu hâle nasıl getirebileceğimiz üzerinde kafa yoralım. Ve gelişim için gerekli adımların neler olduğuna değinelim.
Öncelikle kendi futbol aklımıza uygun bir “oyun modeli” geliştirmeliyiz.
Bunu yaptığımızda, gelen teknik adamların kişisel oyun planlarına değil, her takım kendi oyun planını uygulamaya devam edecektir.
Millî Takımımızın başarısızlığı hepimizi fazlasıyla üzüyor.
Oysa biz, yetiştirdiklerimizle değil, seçtiklerimizle bu oyunu oynamaya çalışıyoruz.
Baktığımız zaman, takımımızda forma giyen oyuncularımızın büyük çoğunluğu Avrupa’nın en üst düzey liglerinde yer alan en gözde takımlarda oynuyorlar.
- Arda Güler, Real Madrid.
- Hakan Çalhanoğlu, Inter.
- Kenan ve Zeki, Juventus ve aynı takımı yaşamış Merih Demiral.
- Bundesliga’da Ozan Kabak, Kaan Ayhan, Can Uzun ve Salih.
- Premier Lig’den Ferdi ile Beşiktaş sevdası olmasa Orkun, Liverpool’da.
- Ve Avrupa’nın en iyi kalecilerinden biri Berke…
Bu kadar üst düzey futbol kültürüne sahip oyuncular neden bu hâlde? Her biri kendi takımlarında belli bir oyun şablonu ile sahada yer alırken Millî Takımımızda neden bocalıyorlar ve acemileşiyorlar!?
Onlar da bu sistemsizliğin farkında.
“Ülkemizin problemi, yetenek eksikliği değil, bu yetenekleri bir futbol ekolüne dönüştürememek.”
Kendi oyun kimliği, futbol kültürü ve ekolünü oluşturmuş bir Türk futbolu yaratmalıyız. Gelişmiş ülkeler bireysel oyunculara bağlı olmazlar; oyun sistemleri ve modelleri geliştirirler. Her dönemin başarılı takımlarında öne çıkan oyuncular olurken teknik adam olarak kimin geldiği çok da önemli olmaz.
Mesela, Alman Millî Takımı’na gelen Klopp, Manchester City’de Guardiola, Bayern Münih’te Kompany, Barcelona’da Hansi Flick gibi…
Bu takımların kulüp olarak belli bir sistemleri ve oyun planları var ve kim gelirse gelsin bunun üzerinden devam ederken sisteme katkı koyma çabasında olurlar.
Tüm bunlar, kökten yenilenme ile meydana gelen ve zamanla oturan çalışmaların ürünüdür.
İşler böyle olunca da kimse gelen hocanın oyun planının ne olduğundan, üçlü mü dörtlü mü oynatacağından veya geçiş oyunu mu, defansif mi, ofansif mi oynatacağından bahsetmez.
- Oyun modeli,
- Oyuncu gelişimi,
- Antrenman metodolojisi,
- Mental performans,
- Taktik gelişim,
- Scouting ekibi ve çalışmaları,
- Altyapı eğitimi ve gelişimi,
- Futbolcu yetiştirme modeli,
- Veri ve teknolojik gelişim…
Hepsinin birlikte ele alınması içinse görevde liyakat sahibi yöneticiler, futbolu bilen, anlayan ve bu oyunu seven insanların olması gerekmektedir.
Bu adımların atılması için belki de bugünlerde yapılan çalışmalar başlangıç olur.
Dileğim bu.
















