Saat 05.35, henüz kuşlar uykularını tamamlamadan yollara düşüyor her sabah. Aslında ilk metro onun bineceği durağa 05.55’te geliyor. Evi durağa çok uzak değil. Minik adımlarla karınca yürüyüşü yapmıyor. Ağır yükü veya yürümesini kısıtlayan başka bir sorunu da yok.
Sekiz dakika yürüme mesafesi olan yola her sabah 20 ila 25 dakika zaman veriyor. Sabahın o saatinde kaldırımdan yürüyerek başlıyor kapıdan çıkınca. Uzunca bir yolu kaldırımdan inebilecek bir araç aralığı bulmak için yürüyor. Aynı aralığı bulup karşı kaldırıma geçmek için yolun içinden yürüyor. Trafik yok; sadece loş sokak lambaları ve tek tük yürüyen, onun gibi park etmiş araba kabusunda cebelleşen bazı insanları görüyor. Yine kaldırım ve bitiminde su sızmayacak şekilde park etmiş araçlar.
Üzerinden geçilmez, sağdan soldan sızılmaz; geri dönüp geçilesi aralığı bulana kadar tekrar aranıyor. Yine yol yaya geçitlerini güvenli bulup park edenler de var. Kaldırımı işgal eden motorlar da.
Kedi olsa işe gidene kadar hiçbir metroyu kaçırmaz, kuş olsa bu insan zulmünden nasip almaz. Ne var ki o bir insan ve doğalın doğal yollarını düğümleyen insanlarla sınanıyor.
Her yedi dakikada bir gelen metro, okul döneminde beş dakikaya düştüğü hâlde o araç eziyetinden aşıp ilk saati yakalayanlara oturma şansı veriyor. Beş dakika sonrasında ayakta tutunarak, beş dakika sonra ise tutunmaya gerek kalmadan sıkışarak yolculuk imkânı sunuyor.
Her sabah yolu kullanan her insan için fazladan 35 dakika çalan, bir araba etrafında dolanıp beş araba aralığı için fazladan bilmem kaç adım attıran insanların kul hakkı ve mahşer hesabından haberleri olmadığını düşünmüyorum. Sadece eve girmeden park etmekten başka düşünceleri yok ve ölüm çok çok uzak diye düşündüklerini zannediyorum.
Sabahın nuru dünyaya yayılmadan yola düşüp işine koşturan kalabalık bir kesim var. Çok daha erken saatlerde uyanmak zorunda olanlar da var, geceyi ayakta tamamlayanlar da var. Hayat, sıcak yataklarında üzerine güneş doğan miskinler yüzünden çok daha zor yaşanıyor. Neyse ki güneşi yollarda yakalayanlar yüzünden de yaşanmaya devam ediyor.
Saatler kış uygulamasına girmediği için sabah namazına terleyenler de var. Vakti işe uydurup canını cehenneme hediye edenler de var.
Burası dünya; her anı bir başka sınav. “Bana sabır düştü.” dediğin yerde aslında sınav, “Bana nimet verildi, şükür düştü.” dediğin yerde sınav.
Neresindeyiz sınavımızın? Bu saat ne kadar iyi geçti, daha neler yapabiliriz? Sahabe yolda dal bulsa dalı, taş görse taşı çeker, geçecek olana kolaylaştırırdı. Bu bir ölçüdür. KOLAYLAŞTIRMAK kime? Başka bir insana. Bilmediğin, görmediğin herkese. Ölçü neydi? “Cennete ilk kim girecek, ya Resulallah?” Cevap: “İYİLİĞİ ÇOK OLANLAR.” Kime, efendim? “CANLILARA.” Bunun üzerine beyne düşen ilk emir, bedene düşen ilk görev nedir? İşini doğru yap; bu sana farz, tamam ama sonra işleyişini ince yap; bu sana bonus sevap. Ruhuna şifa, huzur, inşirah.
Yola çöp atan doktor arkadaşıma “Yapma, çöpe atarız.” dediğimde, o, “O çöpçünün işi, sen ben atarsak ona iş kalmaz.” dedi. Bu, hayatın yeni deforme formunu algıladığım ilk andır. Zihnim start alıp dejenere ruhlara algıda seçicilik başlattı.
“Sonra yaparız.” Bu, hastalıklı bir tavır. Sonra diyene nasip olmaz; iş olur da bereketi, hayrı kalmaz.
“Boş ver, bir şey olmaz.” Diğer sorunlu davranış. Boş verilecek iş yoktur; boş verdiğin, yarının dolu gününe yük olur. Her gün kendi işiyle gelir. Umursamak sonucu ya erteler ya mahveder.
“Bu benim işim değil.” İşin bütünü senin işleyişinle tamamlanıyorsa ve o ara iş için bir başka görevli yoksa senindir; kimin olacak? Kadın evde “Yemeği pişirdim, bulaşığı yıkamam.” dediğinde ne kadar saçma olursa, bir iş yerinde üretilen işin tüm çalışanları bağladığını reddetmek o kadar da saçmadır.
“İş tanımımda yok.” İş tanımın zerre zerre her saniyeni zapt altına aldı mı? Oturma süren, sigaran, yediğin, içtiğin hesaplandı mı? Mesai saatin içinde tanımlanan işin dışında her gün aynı yerde kürek çektiğin arkadaşına omuz versen kime zararı dokunur?
KOLAYLAŞTIRINIZ! Bu, sadece başkasının üzerine alacağı bir görev değil. Toplumsal dağılmalar, sosyal çöküş, ihtilal, kaos, savaşlar hep bu BEN dürtüsüne hizmet edenlerin segmentinin şişmesinden kaynaklanır.
Doku olarak insan bir gaye için yaratılır. İçi onunla bezelidir. Hassas bir eğitimle o beslenir, gelişir, ürün verir. İki dünyası da abad olur. Eğer onu karıştırır, herkese her şeyi yapabilirsin mesajını dikte ederseniz ortalık birbirine girer. Külliyen bencil, topyekûn narsist insanların bayrak kaldırdığı bir savaş meydanı olur ortalık ki oldu da.
Çalışanla çalışanın iş farkı. Hemen hemen aynı eğitim seviyesinde olup herhangi bir uzmanlık ve liyakati olmayan çalışanların oturma zamanları. Biri lavabo ihtiyacını göremezken diğeri “Yumuşak yerlerim ezildi.” diyorsa enerji sert titreşir.
Çalışanla çalıştıran arasındaki refah farkı. Tansiyon ilacına cüzi bir miktarı cebinden çıkaramayan çalışanın onun bin katını bir güzellik ürünü, zayıflama ilacı veya konser biletine bir anda eli titremeden vermesi uzun vadede negatif titreşim sebebidir.
Bilindiği üzere burası enerji yumağı. Burada enerji, titreşimlerle gösterir kendini. Mühim olan anı, daha çok oturup daha çok mutlu olurum diye tamamlamak değil, o oturmanın yaydığı enerjiyi kontrol edebilmektir.
Arabanı dilediğin gibi park et, geçemeyen düşünsün. Kazancını dilediğin gibi taksim et, beğenmeyen gitsin. Sen kendi rahatını temin et, hak edemeyen ezilsin. Yer verme, koltuğa yapış; kalkamayan dede, nine, teyze öylece dikilsin. Ye, iç, gez, dolaş; yapamayan iç geçirsin. Sana Cennet de lazım değil; hepsini sildin süpürdün.
Cennet vaadi bize teşvik. Cehennem korkusu bize tehdit. Sebebi sadece daha iyi olabilmemiz. Nefs bencil. O sadece BEN der. Onu sencil, oncul, buncul yapabilmek için din.
Bırak saf, salak desinler. Senin için huzur bulur, ferahlarsın. “Gel teyze, sen otur.” dediğinde dünyayı kurtarmışsın hazzını yakalar ruhun. Arkadaşının işine el attığında sağlam bir bağ kurulur. Sıkı sıkı tutunup yapılan işte bereket ve kazanç da bol olur.
Yeniden insan olma fırsatları bitiyor. Piknik ateşinde ölü közler kaldı. Yürekli insanların nefesi lazım. Hadi, bir gayret; kaldıralım bu bencillik ve gaflet cenazesini de yeniden Cennete yaraşır insan olalım…
















