Aşk… Üzerine neler yazıldı, neler yazılacak, kimler o uğurda mutlu oldu, kimler o uğurda çürüdü…
Aşk, daha ilk günden imkânın/imkânsızlığın gölgesinde doğar. “Biz olamayız” veya “biz” kelimeleri, henüz başlamamış bir hikâyenin üzerine oturur.
Biz burada biraz imkânsızlık kısmına değinelim… Bu imkânsızlığı oluşturan şeyler bazen hayatın ta kendisidir. Yanlış zamanda karşılaşmak, aileler, uzaklıklar ya da sadece hayatın getirdiği aşılmaz engeller… Sebebi ne olursa olsun, imkânsız bir aşka düşen insan iki arada bir derede kalır. Bir yanı onunla olmak ister, diğer yanı bunun asla gerçekleşmeyeceğini bilir. Arada kalmak çürütür.
İşin garip yanı, kavuşamadıkça o insan zihnimizde daha da büyür. Yan yana gelemediğimiz için onun eksiklerini, hatalarını görmeyiz. Günlük hayatın getirdiği sıradan tartışmalar, bıkkınlıklar o aşka hiç uğramaz. Böylece sevdiğimiz kişi, ulaşamadığımız ama hep orada duran parlak bir yıldıza dönüşür. O yıldızın ulaşılınca ışığını kaybedeceğini bilemeyiz.
İmkânsız bir aşkı yaşarken günlerin tadı değişir. Hayat devam eder ama bir yarınız hep eksiktir. Kalabalık bir sokakta yürürken gözleriniz hep onu arar, çalan her telefonda onun adı ekrana yansısın istersiniz. Özlemek, geçici bir duygu olmaktan çıkar, günlük bir alışkanlığa dönüşür. Asıl özlemin bu olduğunu sanırsınız. Oysa özlemek aşk kadar derin ve bilinmezdir.
Peki, insan bile bile neden acı çekeceği bir yola girer? Neden olmayacağını bildiği bir hayale tutunur? Belki de kalbimize söz geçiremediğimiz içindir. Akıl “Bu işin sonu yok, vazgeç.” derken kalp en küçük bir tebessüme, unutulmaz tek bir bakışa tutunur. İmkânsız aşkı yaşayan insan, dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, sevdiğinin adı geçtiğinde bir anda savunmasız kalır.
“Kavuşmak bir hikâyeyi bitirir; kavuşamamak ise onu ömür boyu zihinde yaşatır.” Böyle midir acaba?
Dünyadaki en güzel şarkıların, en dokunaklı şiirlerin kavuşamayan insanlar tarafından yazılması tesadüf değildir. İnsan, içindeki o büyük boşluğu ve anlatamadığı hisleri ancak böyle dışarı vurabilir.
Sözün özü, imkânsız bir aşk yaşamak bir başarısızlık ya da kayıp değildir. O, hayatın bize sunduğu zor ama derin histir. Tutulamayan ellerin, birlikte yürünemeyen yolların hikâyesidir. Acı ama dolu dolu bir hikâye…
Şunu bilmeliyiz: Belki de bazı insanlar hayatımıza yanımızda kalmak için değil, bize sevmeyi ve özlemeyi öğretmek için girer. Onlar hayatımızdan geçip gitse de kalbimizde hiç silinmeyecek güzel bir iz bırakırlar. Ve günün sonunda, kavuşamasak bile öyle derinden sevebildiğimizi görmek, bize insan olduğumuzu hatırlatır.
Sadece aşk için değil, her zaman insan kalabilmek umuduyla.

















