Bazen kendimi her şeyi kontrol etmeye çalışırken buluyorum. Henüz yaşanmamış şeyleri düşünüyor, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bile bilmediğim ihtimallerin içinde kayboluyorum. Bir şeylerin istediğim gibi gitmesini o kadar çok istiyorum ki bazen bu isteğin beni ne kadar yorduğunu fark etmiyorum bile. Sanki her şeyi önceden hesaplayabilirsem hayal kırıklıklarından korunacak, her ihtimali düşünürsem canım daha az yanacakmış gibi hissediyorum. Ama zamanla şunu fark ediyorum: Hayatı kontrol etmeye çalıştıkça kendimi daha güvende değil, daha yorgun hissediyorum.
Belki sen de bunu yaşıyorsundur. Bir mesajın neden gelmediğini düşünüyor, bir şeyin neden istediğin gibi sonuçlanmadığını sorguluyor ya da gelecekte ne olacağını bilmek için kendini tüketiyor olabilirsin. Bazen zihnimiz, henüz yaşamadığımız acıları bile bize yaşatıyor. Olmamış şeylere üzülüyor, gerçekleşmemiş ihtimallerden korkuyoruz. Ve bütün bunları yaparken aslında içinde bulunduğumuz anı kaçırıyoruz.
Peki, neden bırakmak bu kadar zor?
Sanırım bazen kontrol etme isteğimizin altında korkularımız yatıyor. Kaybetmekten, yanılmaktan, incinmekten ve belirsizlikten korkuyoruz. Her şeyi yönetebilirsek kendimizi koruyabileceğimize inanıyoruz. Oysa hayat bana tekrar tekrar şunu hatırlatıyor: Ne kadar plan yaparsam yapayım, her şey benim istediğim gibi ilerlemiyor. Bazı insanlar gidiyor, bazı kapılar kapanıyor, bazı cevaplar hiç gelmiyor. Bazen de bütün çabamıza rağmen işler beklediğimiz gibi sonuçlanmıyor.
Ve belki de bunların hepsi yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmiyor.
Spiritüellikte sıkça duyduğumuz bir kelime var: Teslimiyet. Eskiden bu kelimeyi her şeyi oluruna bırakmak, çabalamaktan vazgeçmek gibi düşünebilirdim. Şimdi ise benim için anlamı biraz farklı. Teslimiyet, elimden geleni yaptıktan sonra gerisini zorlamamayı öğrenmek. Bir şeyi çok istesem bile onun ne zaman, nasıl ve hatta hayatımda olup olmayacağına her zaman benim karar veremeyeceğimi kabul etmek. Bir tohumu düşün. Onu toprağa ekiyorsun, suluyorsun, büyümesi için elinden geleni yapıyorsun. Ama her gün toprağı kazıp kök salıp salmadığını kontrol edersen ona büyümesi için fırsat vermemiş olursun. Bazen biz de hayatımızdaki güzel şeylere böyle davranıyoruz. Sürekli bir işaret bekliyor, sonuçları sorguluyor, her şeyin ne zaman gerçekleşeceğini bilmek istiyoruz. Oysa bazı şeylerin olgunlaşması için zamana ihtiyacı var. Belki de öğrenmemiz gereken şey hiçbir şey yapmadan beklemek değil; elimizden geleni yaptıktan sonra kendimize biraz nefes alacak alan bırakmak.
Artık kendime şunu sormaya çalışıyorum: Gerçekten çözmem gereken bir sorun mu var, yoksa henüz gerçekleşmemiş bir ihtimalin içinde mi kayboluyorum? Çünkü her düşüncenin peşinden gitmek, her korkuyu gerçek kabul etmek zorunda değilim. Bazen zihnime gelen düşüncenin yalnızca bir düşünce olduğunu hatırlamam bile beni rahatlatıyor.
Hayatın akışına güvenmek, her şeyin istediğim gibi olacağına inanmak değilmiş. Bazen istediğim şeyin gerçekleşmemesi ihtimalini de kabul edebilmekmiş. Belki bir kapının kapanması beni üzebilir, belki beklediğim cevap hiç gelmeyebilir. Ama bunların hiçbirinde kendimi kaybetmek zorunda değilim. Çünkü artık şuna inanmak istiyorum: Kendimi güvende hissetmek için geleceğin bütün cevaplarını bilmem gerekmiyor. Her şey belirsizken de hayatın içinde kalabilir, korkarken de ilerleyebilir, istediğim sonucu elde edemediğimde de kendime şefkat gösterebilirim.
Belki huzur, her şeyin nihayet yoluna girdiği gün gelmeyecek. Belki de huzur, her şeyi yoluna koymak zorunda olmadığımı fark ettiğim anda başlayacak. Çünkü bazen bırakmamız gereken şey hayatın kontrolü değil, her şeyi kontrol etmezsek her şeyin kötüye gideceğine dair içimizde taşıdığımız o sessiz korku.
Ve belki de ruhumuz, biz her şeyi çözmeye çalışmayı bıraktığımızda değil, her şeyi çözmek zorunda olmadığımızı kendimize hatırlattığımızda dinlenmeye başlayacak.
















