Bu sabah sevdiğim gri havanın melankolisine bir iç sıkıntısı meydana getiren haber eklendi. Çocuğumu okula bırakıp geldim ve bir haber düştü önüme. Güzel ülkemin bir şehrinde, sabahın sekizinde, okulda saldırı haberi! Ölü ve yaralı öğrenciler olduğu söyleniyordu üstelik. Birkaç saniyelik şoktan sonra garip bir alışılmış duygu, öfke kapladı içimi. Geçen yıl kaç kez, hem de daha da acı bir tabloyla, yaşandı bu okul saldırıları.
En acısı da, saldırıyı düzenleyenin de “öğrenci” olması. Bazen akıl tutulması yaşıyorum. Ne ara bu kadar cani bir nesil yetişti? Evimizden sonra en güvenli yer olarak gördüğümüz okullar, şimdi kaygı unsuru oldu. Ne acı! Sabah öpe koklaya okula gönderdiğimiz evlatlarımızı bütün gün korku içinde beklemeye başlar olduk. Peki, eksik nerede? Nerede yanlış yapıyoruz da toplumda böyle insanlar türedi? İlk aklımıza gelen teknoloji bağımlılığı, sosyal medya oluyor, evet. Ama bence ilk aklımıza gelen önce aile olmalı. Çocuğun içine merhamet, vicdan gibi en insani duyguları ekmekten aciz ailelerin ortaya çıkardığı oluşumlar bunlar. Bununla birlikte okul eğitimindeki eksiklikler geliyor. Son yıllarda artan bu korkunç olaylardan sonra, eğitim müfredatına, çocukların birbirlerine nasıl davranmaları gerektiği, vicdan, merhamet, yardımseverlik gibi en basit duyguları aşılayan derslerin eklenmesi gerekliydi. Çünkü çocuklara yalnızca akademik başarıyı öğretmek yetmiyor. Bir çocuğun matematikten kaç aldığı kadar, arkadaşının düştüğünde elinden tutup tutmadığı da önemli. Vicdanla birleşmeyen bilgi, insanlığa faydadan çok zarar vermeye başladı günümüzde.
Yaşanan her acı olaydan sonra yalnızca birkaç gün üzülüp sonra hayatımıza devam etmek yerine, gerçekten bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. Evde başlayan, okulda devam eden ve toplumun tamamına yayılan bir değerler eğitimine ihtiyacımız var. Çocuğun kendisini değerli, güvende ve ait hissettiği; sınırların net, iletişimin sağlıklı ve yetişkinlerin tutarlı olduğu bir ortam oluşturmak, koruyucu bir rol üstlenir. Bu nedenle eğitim meselesini yalnızca müfredat, sınav sonuçları ve akademik başarı üzerinden konuşmak yerine; çocukların içinde bulunduğu psikolojik ve sosyal çevreyi de hesaba katan daha bütüncül bir anlayışa ihtiyaç var.
Bir çocuğun eline diploma vermeden önce ona vicdan vermek, belki de verebileceğimiz en büyük eğitimdir. Ve sanırım artık çocuklarımızın geleceğini düşünürken yalnızca “ne olacaklar?” diye değil, “nasıl insanlar olacaklar?” diye sormamız gerekiyor.
















