Abdülhak Hamid Tarhan’ın Gerçek Aşk Hikayesi
Aşk…
Dünyadaki insan sayısı kadar tanımı olan yada hiç olmayan tek kelime. Uğruna allı pullu sözlerle şiirler yazdıran tek şey. Ne kadar da devasa, ne kadar da bulutların üzerinde uçuran bir haz değil mi? Boş versene, bunların hepsi koca bir yalan. Çünkü aşk denen o şey gerçek olsaydı, eşi hayattayken ona aşkından 294 kıta şiir yazan Abdülhak Hâmid Tarhan, karısının cenazesinde başka birine aşık olmazdı.
Abdülhak Hamid Tarhan’ın hikayenin asıl çarpıcı tarafı, anlatıldığı gibi bir cenazede başlayıp bitmiyor. Çünkü onun aşk hayatı, yazdığı şiirlerden çok daha karışık.
Her şey Fatma Hanım ile başlıyor. Hâmid henüz 20 yaşındayken, Fatma Hanım ise yalnızca 13 yaşındayken evleniyorlar. Çok genç yaşta başlayan bu evlilik, zamanla Hâmid’in hayatındaki en önemli hikayelerden birine dönüşüyor. Hâmid, dönemin tanınmış şairlerinden biri. Zeki, kültürlü, dikkat çeken bir adam. Ama özel hayatı da en az şiirleri kadar konuşulacak türden.
Fatma Hanım onu seviyor. Hâmid’in hayatına, onunla kurduğu aileye ve birlikte geçirdikleri yıllara bağlı. Fakat Hâmid’in hayatı yalnızca eşinden ibaret değil. Şairin hareketli bir hayatı var; görevleri nedeniyle farklı ülkelere gidiyor, farklı insanlarla tanışıyor. Onun aşk hayatını anlatan hikayelerde de çapkınlığı sık sık karşımıza çıkıyor. Fatma Hanım ise genç yaşta evlendiği bu adamın hayatında yerini koruyor.
İşin insanı düşündüren tarafı şu: Hâmid, Fatma Hanım’a duyduğu sevgiyi şiirlerine taşıyor. Onu yalnızca eşi olarak değil, şiirlerinin ilham kaynaklarından biri olarak görüyor. Ama bir insanın sevdiğine şiirler yazması, ona her zaman kusursuz davrandığı anlamına gelmiyor. Hâmid’in hayatındaki çelişki de burada başlıyor. Bir yanda Fatma’ya duyduğu sevgiyi anlatan şiirler, diğer yanda onun ölümünden sonra bile konuşulmaya devam eden aşkları ve evlilikleri…
Sonra Fatma Hanım hastalanıyor. Verem, o yıllarda çok korkulan ve çoğu zaman tedavisi mümkün olmayan bir hastalık. Hâmid, Bombay’da görev yaparken Fatma Hanım’ın sağlığı iyice kötüleşiyor. İstanbul’a dönmek için yola çıkıyorlar ama hastalığı ilerleyince Beyrut’ta durmak zorunda kalıyorlar. Fatma Hanım’ın ağabeyi de o sırada Beyrut’ta görevli. Fakat yapılanlar onu kurtarmaya yetmiyor.
21 Nisan 1885’te Fatma Hanım hayatını kaybediyor. Henüz 26 yaşında.
Hâmid’in hayatı o gün değişiyor. Birlikte yaşadığı, çocuklarının annesi olan ve şiirlerine konu ettiği kadın artık yok. Bu büyük acı kahrolurken, cenaze töreninde daha önce hiç aşina olmadığı bir yüz görüyor. Abdülhak Hamid’in methini çok duyduğu için onu merak eden ve yaşadığı bu acı olayda ona destek olmaya gelen bir kadın. Nelly Clower… Anlatılanlara göre, çok fazla bir şey konuşmasalar da cenaze boyunca kadın gözlerini ondan alamıyor.
Cenazenin ardından Beyrut’ta kaldığı yaklaşık kırk gün boyunca Fatma için Makber adlı eserini yazıyor. Üstelik bu eser, sıradan bir ağıt değil. Ölümü sorguladığı, acısını dile getirdiği, bazen isyan ettiği uzun bir şiir. Tam 294 kıtadan oluşuyor.
Bir düşünün, bir insanın ardından 294 kıta yazmak… Hâmid’in Fatma’nın ölümünden ne kadar etkilendiğini anlamak için bu bile yeterli. Fatma artık yaşamıyor ama onun adı Hâmid’in en büyük eserlerinden biriyle birlikte anılmaya başlıyor. Şair, kaybettiği kadını kelimelerle yaşatıyor.
Fakat yıllar sonra bu hikayenin cenazede bilinmeyen o kadının tarafı konuşulmaya başlanıyor. Hâmid’in, Fatma Hanım’ın cenazesinde başka bir kadına aşık olduğu ve hemen ardından evlendiği söylentileri alıp başını gidiyor ama bu ilişkinin ne zaman filizlendiği, ne zaman evlilikle sonuçlandığı hakkında kesin bilgi hiçbir zaman ulaşılamıyor. İlk duyduğunda insanın aklında kalan da bu oluyor zaten. Eşinin ardından böylesine büyük bir acı yaşayan, onun için 294 kıta şiir yazan adam, nasıl olur da cenazesinde başka birine aşık olur?
Evet, Abdülhak Hamid Tarhan’ın Nelly Clower ile kısa bir süre sonra evlendiği bir gerçek. Hâmid, Fatma’nın ölümünden sonra hayatına devam ediyor. Nelly ile evleniyor. Yıllar sonra kadar o ki Hamid aynı acıyı aynı yerden yine yaşıyor; Nelly de verem nedeniyle hayatını kaybediyor. Hâmid bu kaybın ardından Cemile Hanım ile evleniyor, fakat bu evlilik yalnızca yaklaşık yirmi gün sürüyor. Ardından Lüsyen Hanım ile evleniyor. O sırada Hâmid 60, Lüsyen ise 19 yaşında.
Bir ömre kaç aşk, kaç ayrılık, kaç evlilik sığar? Hâmid’in hayatına bakınca insanın aklında bunlar kalıyor. Bir yanda Fatma Hanım’a adanmış Makber, diğer yanda yıllar boyunca devam eden yeni ilişkiler. Onun Fatma’yı hiç sevmediğini söylemek haksızlık olur. Çünkü kaybının ardından yazdığı eser, yaşadığı acının ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Ama onu hayatı boyunca yalnızca Fatma’ya bağlı kalmış, aşkı sadece tek bir kadında yaşamış biri olarak anlatmak da doğru olmaz.
Belki Fatma Hanım onun hayatında gerçekten çok özel bir yere sahipti. Belki de kaybı, Hâmid’in içinde hiç kapanmayan bir yara bıraktı. Ama insanın birini sevmesiyle ona sadık kalması aynı şey değildi. Şiirlerde süslenen aşk, gerçek hayatta sonu hüsran ile biten koca bir yalan olabiliyor…


















