Denemeler

Bir Tutam Hüzün

0

Sarı, kavruk, hüzünlü bir yaprak usulca ve aynı zamanda sitem edercesine tutunduğu yuvasından, dalından yere döküldü. Dökülürken beraberinde onlarca arkadaşını, ruhunu, benzerini de alıp götürdü. Bunlar… bunlar sanırsam ümitsizlikleri, hayâl kırıklıkları, hüzünleri ve; ve daha birçoğu.

Yuvasından ayrılmış bir yaprak… Öylece yere süzülüyor, kayıtsızca, fütursuzca. İstemez miydi dalında kalmayı? Peki kalabilir miydi orada, sonsuza ebediyete doğru? O ilk günkü, ilkbahar tazeliğindeki kahkahası, heyecanından eser kalmamıştı. İşte şimdi gidiyordu. Ardına bakmadan, bakamadan. Tutunamıyordu… Kal demiyordu yuvası ona. Yuva bildiği ona kal diyemiyordu. Sımsıkı tutamamıştı yaprağı. Oysa nasıl parlak, heyecanlı ve pırıl pırıllardı. Hiç kopmayacak gibi sımsıkı tutunmuşlardı. Bir içim nefes gibi taptaze idiler. Fakat yaprak anlayamıyordu. Aralarına giren bu hüzün parçası da neyin nesiydi? Kızmak istiyordu. Bağırmak, içindekileri haykırmak. Bir kuş gibi titrek, çırpınıyordu. Onun böyle olduğunu görüyor muydu? Görüp öylece, kayıtsızca bakıyor muydu maşuğuna? Şimdi de hışırtısı ona ihanet ediyordu. Yaprak fark edememişti. Yuvası bunu biliyordu. Bir gün gideceğini elbette biliyordu. Yaprağın inatla tutunuşuna nispeten gülüyordu. Hiç üzülmemiş miydi yaprağa? Ona ev sahipliği yapmıştı oysa. Şimdi yaprak ona elveda ederken gözlerinden diğerleri de dökülüyordu. Şimdi gitmişti. Saçaklarının dibinde, gözleri yaşlı, hayal kırıklıkları ile kendisine bakıyordu. Birazdan yok olacaktı belki de. Bir insan gelip ezecekti, hunharca. Rüzgâr onu bilmediği diyarlara götürecekti. Kal diyecek miydi ona? Gitme diyecek miydi, muamma. Bilinen bir gerçek şuydu ki o gittikten sonra yeni, taze yapraklara gülümsetecekti. Tabii ya, kendisine mi gülümsemesini bekliyordu. Yaşlanmıştı artık, bir tohum değildi. Taze, hiç değil. Hüzünlü, biçare idi. Gülümsediği yapraklar da kanacaktı ona. Birlikte büyüyecek; kuşlara, kelebeklere inat kahkaha atacaklardı. Sonra gün gelecek hüzünler çoğalacak ve ağaç onlara da elveda diyecekti. Ah yalnızlığa mahkûm, heybetli ağaç.

Şimdi rüzgâr, sabah yeli kapıyı çalmış, yaprağı alıp götürmeye gelmişti. Son kez orada sonsuza dek duracak yuvasına baktı. Biliyordu. Her şeyin farkındaydı. Fakat bir ümit işte. İnsanoğlu gibi kanarlardı ümit denen adîye…

Hacer Polat

Vuslat Eşiği

Önceki makale

Bangladeşlilerin Kanı ile Yıkanan Hızlı Moda Sektörü

Sonraki makale

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla Denemeler