Doğan Cüceloğlu, bir seminerinde yere bir parça ekmek koymuş ve salondakilere, “Bu ekmeğe basacak biri var mı?” diye sormuş. Salonda derin bir sessizlik olmuş. Ardından sahneye gelerek bu ekmek parçasına basacak kişiye 100 dolar vereceğini söylemiş. Ancak sessizlik devam etmiş.
Cüceloğlu, teklifini artırarak 5.000 dolara kadar çıkarmış. Buna rağmen salondan yine ses çıkmamış.
Bu sırada salondakilerden biri dayanamayıp şöyle demiş:
“Hocam, isterseniz 500.000 dolar verin, yine de hiç kimse bu ekmeğe basmaz. Boşuna uğraşmayın.”
Doğan Cüceloğlu, bunun üzerine gülümseyerek son noktayı koymuş:
“İşte değerler eğitimi budur. Para vererek ekmek çiğnetebileceğiniz insan sayısı yok denecek kadar azken bedavaya yalan söyleyen, dedikodu yapan insanların sayısının çok olması biraz garip değil mi?”
Bu ayki konumuz değerler eğitimi… Değerler eğitimi üzerine konuşabilmek için öncelikle değerlerin ne olduğunu tanımlamak gerekir elbette.
Her ülkenin, hatta aynı ülke içindeki farklı toplulukların kendilerine özgü değerleri olabilir. Biz bugün, tüm insanlığı ilgilendiren ve genel olarak dünyada kabul gören ortak insani değerlerden söz edeceğiz.
Bir Ekmekte Saklı Değerler
İsterseniz yine ekmek örneğinden devam edelim.
Doğan Cüceloğlu, konuşmalarından birinde toplumumuzda ekmeğe basılmadığını anlatır. Bu davranışın ardında bir bilgelik bulunduğunu ve bu bilgeliğin içinde dört beş farklı değerin saklı olduğunu ifade eder.
Birincisi, emektir.
Ekmeğe basılmaz; çünkü onun içinde büyük bir emek vardır. Tohumun toprağa atılmasından toprağın sürülmesine, buğdayın biçilmesinden ambara taşınmasına, fırında pişirilmesinden soframıza ulaşmasına kadar pek çok insanın emeği bulunur. Bir parça ekmekte, sayısız insanın alın teri ve çabası vardır.
İkincisi, saygıdır.
Ekmeğe gösterdiğimiz saygı, aynı zamanda onu üretmek için harcanan emeğe ve bize sunulan nimete duyduğumuz saygının bir ifadesidir.
Üçüncüsü, sabır ve iş birliğidir.
Bir tohumun ekmeğe dönüşmesi zaman ister. Her aşamada farklı insanların katkısı, sabrı ve iş birliği vardır. Ekmek, bize hiçbir şeyin bir anda ortaya çıkmadığını ve ortak emeğin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır.
Dördüncüsü ise empati, yani başkasının hâlinden anlamaktır.
Bayatlayan ekmeği hemen çöpe atmayız. Kuruyan ekmeği kuşların veya sokak hayvanlarının yiyebilmesi için uygun bir yere bırakırız. Böylece hem israf etmemeyi hem de başka canlıların ihtiyaçlarını gözetmeyi öğreniriz.
Gördünüz mü, bir parça ekmeğe verdiğimiz kıymetin içinden kaç farklı değer ortaya çıkıyor? İnsan, üzerinde düşündükçe sahip olduğu değerlerin zenginliğini yeniden keşfediyor.
Elbette burada daha pek çok değerden söz edebiliriz. Dürüstlük, güven, adalet, sabır, sorumluluk, empati ve doğruluk… Bunların sayısını artırmak mümkün.
Bütün bu değerler, insanın kişiliğini güzelleştiren bir bütün oluşturur. Çünkü insana yakışan en güzel kıyafet, sahip olduğu değerlerdir.
Değerler Eğitimi Gerçekten Bir Eğitim midir?
Peki, “değerler eğitimi” tam anlamıyla doğru bir ifade midir?
Elbette her konuda olduğu gibi değerler konusunda da eğitim verilebilir. Ancak bana göre değerler eğitimi, insanın doğduğu evde başlar. Çocuk, anne babasından gördüğü, duyduğu ve hissettiği her şeyden etkilenir. Evde yaşananlar zamanla onun içine işler ve kişiliğinin bir parçası hâline gelir.
Bir bebeğin yürümeyi öğrenmesini düşünelim. Önce emekler, sonra ayağa kalkmaya çalışır. Düşer, yeniden kalkar. Adımları başlangıçta yavaştır; zamanla hızlanır ve sonunda kendi başına yürümeyi öğrenir.
Değerlerin kazanılması da buna benzer. Çocuk, ailesinden gördüğü davranışlarla değerleri tanımaya başlar. Bu değerleri içselleştirebildiğinde, artık onları dışarıdan birinin sürekli hatırlatmasına ihtiyaç duymaz.
Örneğin, saygının hâkim olduğu bir evde yetişen çocuk, saygıyı yalnızca bir kural olarak öğrenmez; onu yaşamın doğal bir parçası olarak benimser.
Dürüstlüğün esas olduğu, doğru sözün değer gördüğü bir ailede çocuk, dürüstlüğü nasihatlerden çok yaşayarak öğrenir. Yalanın sıradanlaştırılmadığı bir ortamda büyümesi, onun doğruluğu bir yaşam biçimi olarak benimsemesini kolaylaştırır.
Kardeşleri arasında adil davranılan, hakların gözetildiği bir evde yetişen çocuk da adaletin ne anlama geldiğini yaşayarak kavrar.
Bunun gibi pek çok örnek verilebilir. Çocuk, değerleri öncelikle ailesinde görür, hisseder ve öğrenir. Bu nedenle değerler eğitiminin en önemli basamağı ailedir.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için anne babanın da belirli bir donanıma sahip olması gerekir. Çocuğa kazandırmak istediğimiz değerleri önce kendimiz yaşamalı, söylediklerimizle yaptıklarımız arasında tutarlılık sağlamalıyız.
Okulun ve Öğretmenin Rolü
Elbette okullarımızda da değerler eğitimi verilmelidir. Çünkü her çocuk, ailesinden bütün değerleri aynı ölçüde öğrenme fırsatı bulamayabilir.
İşte bu noktada, aileden sonra çocuğun hayatındaki en önemli kişilerden biri olan ilkokul öğretmeni devreye girer.
Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Aynı zamanda davranışlarıyla örnek olan, çocukların dünyasında iz bırakan bir rol modeldir. Bu nedenle öğretmenlerimizin, çocuklara kazandırmak istedikleri değerleri kendi yaşamlarında da taşımaları büyük önem taşır.
Çünkü çocuk, öğretmeninin anlattıklarından çok, onun davranışlarına bakar. Adaleti anlatan ama adil davranmayan bir öğretmenin sözleriyle adaleti bizzat yaşayan bir öğretmenin davranışları aynı etkiyi oluşturmaz.
Kanımca değerler, anlatılarak değil, yaşanarak öğretilir. Sözler yol gösterir; ancak davranışlar iz bırakır.
Gerisi size kalsın…
















