Bazı duygular vardır; dillere düşmez, gözlere yansımaz, sözlerin arasından kendine yol bulmaz. İnsan onları kalbinin en mahrem köşesinde saklar. Vakti gelmemiş bir emanet gibi korur, kirlenmesin diye üzerini sessizlikle örter, eksilmesin diye hatıraların derinliklerinde muhafaza eder. İşte ben buna “güneş yüzü görmeyen duygular” diyorum.
Bu mısra ile ilk karşılaştığım zamanki hissiyatım başka idi; bugün ise bambaşka anlam kapıları açıyor gönlümde. Aynı sözün zamanla farklı manalar kazanması ne büyük hikmettir. Çünkü kelimeler aynı kalsa da insanın iç dünyası değişir; yaşanmışlıklar artar, tecrübeler derinleşir ve kalbin aynasında yeni hakikatler görünmeye başlar.
Bazen anlaşılmak için aynı dili konuşmak yetmez. İnsan, kalabalıkların ortasında yapayalnız hissedebilir kendini. Etrafında yüzlerce ses bulunur fakat ruhuna dokunan tek bir söz işitmez. İşte o zaman insan, içindeki bazı duyguların ne kadar kıymetli olduğunu fark eder. Herkesin göremeyeceği, herkesin anlayamayacağı duygular vardır. Onlar, gönül bahçesinin en nadide çiçekleri gibi saklanır.
İnsan yüreğinde el değmemiş duygular besler. Zamanın yıpratamadığı, menfaatin kirletemediği, gösterişin gölgesine düşmemiş hisler taşır. Bu duygular bir gün gönlüne misafir olacak aziz bir insana sunulmak üzere bekletilir. Sözler demlenir, sabır olgunlaşır, kalp nice imtihanlardan geçer. İnsan birçok duygusunu yolda kaybetse bile, en saf ve en temiz hislerini koruyabilmek için büyük mücadele verir. Çünkü bilir ki bazı emanetler yalnızca hak eden ellere teslim edilir.
Aşk da böyledir. Herkes aynı kelimeyi söyler fakat herkes aynı duyguyu yaşamaz. Kimi aşkı evladında bulur, kimi eşinde, kimi dostunda, kimi anne ve babasında, kimi bir hayvanın sadakatinde, kimi tabiatın sessizliğinde, kimi ise Rabbine duyduğu muhabbette. Kelime birdir fakat manası insanların gönül dünyalarında farklı şekillerde tecelli eder.
Benim “güneş yüzü görmeyen duygular” dediğim de tam olarak budur. Herkesin içinde sakladığı, herkese göstermediği, kıymetini yalnızca kendisinin bildiği bir manevi hazine vardır. Bu hazine bazen bir sevgi, bazen bir özlem, bazen bir vefa, bazen de sessiz bir bekleyiş olarak yaşar insanın içinde.
Bugün kendimize şu soruları sormamız gerekir:
Kaçımız duygularını koruyabildi?
Kaçımız kalbimizin emanetine sahip çıkabildi?
Kaçımız, duygularına haram karışmaması için bedeller ödemeyi göze aldı?
Kaçımız, içindeki saflığı dünyanın gürültüsüne teslim etmeden muhafaza edebildi?
Belki de insanın en büyük imtihanlarından biri budur. Kalbini koruyabilmek… Duygularını kirletmeden taşıyabilmek… Sevgiyi değersizleştirmeden yaşatabilmek…
Güneş yüzü görmeyen duygular, aslında insanın içindeki en temiz cevherlerdir. Onlar gösterilmek için değil, kıymeti bilinmek için vardır. Vakti geldiğinde sahibini bulacak bir emanet gibi beklerler. Ve o gün geldiğinde, yıllarca kalpte saklanan o duygular bir hediye değil, adeta bir adak; bir sunu değil, bir gönül emaneti olarak sevilen insana takdim edilir.
Temennim odur ki herkes kendi kalbinin derinliklerine inebilsin. Herkes içindeki güneş yüzü görmeyen duyguları keşfedebilsin. Ve bir gün, o tertemiz duyguları hak eden insanlara, kirletmeden, eksiltmeden ve samimiyetini yitirmeden sunabilsin.
Çünkü insanı insan yapan yalnızca yaşadığı duygular değil; koruyabildiği duygulardır…

















