İnsanlara fazla mı anlam yüklüyor, onları hayatımızın merkezine koyuyoruz? Hatta belki kendimize de fazla anlam yüklüyoruz. Çektiğimiz her sıkıntıyla büyüdüğümüzü, “olduğumuzu” zannederken aslında bir dev aynasına bakıyoruz. Olan biten büyük bir şey yok esasında; sadece mana arıyoruz. Başkalarının gözlerinde kendi varlığımızı onaylatmaya çalışıyoruz. Dev aynasına her bakışta sınavı geçip bir üst kademeye çıkmış gibi hissediyoruz. Oysa kimsenin üst kademelere çıktığı falan yok. Herkes kendi zihin kıvrımları arasında köşe kapmaca oynuyor; kendi dünyasında ölüp diriliyor, level atlıyor. Dünyaya baktığınızda değişen hiçbir şey yok, dünya aynı dünya. Sadece ona yüklediğimiz anlamlar ölçüsünde yaşıyor ve hayatı o pencereden değerlendiriyoruz.
Hayata katılmayı sağlayan enerji insanlardan alınıyorsa, bu bizi ancak sınırlı bir süre idare ediyor. Oysa sınırsız kaynaktan beslenmeyi öğrenmeye geldiğimiz şu dünyada, sınırlı olanlara takılıp kalıyoruz. Kendi varlığını bile tamamlayamamış kişilerin enerji dairesine girip onları eleştiriyor, sonra da buhranlara sürükleniyoruz. Evren sınırsız, Yaratan sınırsız. Enerjimizi bu sonsuz kaynaktan alabilme şansımız varken neden bu bağımlılık? Kendimizi dev aynasında görüp, o devasa egoyu besleyemediğimizde neden insanlardan medet umuyor ya da onlara kızıyoruz?
Bir ağaç diğer ağaçtan medet umuyor mu ya da ona öfkeleniyor mu? Ağaçlar dallarıyla birbirine sarılmaya çalışmaz; bilirler ki onları ayakta tutan şey gövdelerinin yakınlığı değil, toprağın derinliklerindeki görünmez kökleridir. İkisi de aynı topraktan ve yaşamın ortak kaynağı olan güneşten besleniyor. Yan yana büyüyor, birbirinin büyüme alanına saygı duyuyorlar. Bizlere bakıyorum; ulaşmak için öyle yüksek hedefler belirleniyor ki, onları aşmaya uğraşırken o dev aynası kırılıyor ve aniden yokluk duvarına çarpıyoruz. Henüz kendi iç dünyasını yönetemeden etrafı yönetmeye çalışan hayatlar, birer birer kaybolup gidiyor. Tıpkı yüzyıllar önce Stoacıların da söylediği gibi; dışımızda gelişen olayları kontrol edemeyiz ama onlara yüklediğimiz anlamları, yani kendi zihnimizi kontrol edebiliriz.
Herkes kendince bir mücadele içerisinde ömrünü tüketiyor. Kimi etrafa kendini beğendirmeye çalışıyor, kimi öfkesine hâkim olmaya… Kimi yetersizliğini yenmek istiyor, kimi ise beyhude bir mükemmeli arıyor. Bunları yapmaya çalışırken de insan hem kendini hem etrafını kırıp döküyor. İlginçtir ki sebebi hep diğerlerinde buluyor, şifayı yine onlarda arıyor. Bir kavrayabilsek, sebep kendimizde, şifa ise sınırsız olanda…
Birkaç sorum var; hem kendime hem sizlere: Bizi kim yönetiyor? Biz mi, yoksa çok mana yüklediğimiz diğer insanlar mı? Beslendiğimiz alan neresi; sınırlı olan mı, sınırsız olan mı? Ortamlara ve insanlara mı bağlıyız, yoksa bizi kendi özümüzden var edene mi?
Biz yüksek sesle cevap vermesek de yanıtlar ayan beyan ortada. Manayı nerede bulduğumuza bakmamız yeterli; bizi en çok mutlu eden ya da üzen olaylara bakmamız yeterli. Yargılıyorum sanılmasın sakın; biraz da kendime bunlar. Tıpkı Marcus Aurelius’un “Kendime Düşünceler”i gibi…
















